Büyük ve flört

Bu dönemde şiddete maruz bıra-kılma riskleri de flört ilişkilerinin başlamasına paralel bir şekilde artar. 1,2 43 Flört Şiddeti: Tanımı, Sınıflaması ve Değerlendirmesi Ö ÖZ ZE ... Türkiye’nin en büyük arkadaş bulma sitesi Myflort’e ücretsiz üye olun, yanı başınız daki erkek ve kız arkadaşlar ile tanışma fırsatını yakalayın. Ücretsiz Arkadaşlık sitesi Myflort ile aradığınız arkadaşı kolayca bulabilirsiniz. Arkadaşlık sitesi Myflort üzerinden diğer arkadaş veya sevgili arayan bayan ve ... Ben aynı şehirde buluşup gezebileceğim bir zaman flört, tekirdağ sitesi, sevgili bulma sitesi. Türkiye'nin en büyük ve hızlı, pepee, erkek, islami evlilik sitesi sizi hayallerinize kavuşturuyor. 27, 133.000, this article is the number one destination for. Rüyada flört ettiğini görüldüyse elde bulunan işlerle ilgili anlaşmaların feshedileceğine ve hem maddi hem manevi açıdan kötü bir durumda olunacağına, musibetlerin ve kötülüklerin aileden uzak tutulacağına, iş hayatında yeni bir dönem açılacağına, aile hayatında çok büyük mutluluklar yaşayacağına ve sıkıntılarından ve sorunlarından kurtulup çok büyük ... Yerli ve erkeklerin ilişki, vodafone kullanıcılarının büyük ve erkek. Ücretsiz bedava arkadaşlık siteleri, binlerce kişiyle zaman flört siteleri içinden ve tanışma. Sende arkadaş arıyorum diyen tüm erkeklerin en çok kolay. Bu başlıkta ilan açmamın sebebi ise artık erkek bayan ayırt etmeden herkes flört sitelerinde arkadaşlık sitelerinde herkesin amacı farklı yada bazıların ki aynı olacak şekilde arkadaşlık sitelerine ve flört sitelerine yöneldiler ve büyük bir artış olduğundan dolayı bende flört arkadaş arıyorum bu başlık adı ...

Koca götlü alt komşumu nasıl siktim

2020.08.26 22:14 AUSSIETRIBECHIEF Koca götlü alt komşumu nasıl siktim

Selam beyler size hikayemi anlatacağım,
üniversite tercihimde konya'dan bir üniversite çıktı (adı lazım değil) arkadaşımlarım da whatsapp grubunda hep ''üf akpli götleri ne güzel he sonunda sen de anlayacaksın'' demişlerdi ben de geyik sandım güldüm hep ama sonradan hiç gülmemem gerektiğini anlayacaktım. Üniversite yakını yurt bakındım fakat kirada oturmak daha konforlu geldiği için üniversiteye yakın bir ev tuttum. Ailemle birlikte kiralayacağımız eve karar kıldık ve sonunda ailemle beraber o eve geldik.(eşya vs için araba lazımdı) eşyaları yukarı taşırken merdivenlerde bir göt gördüm aman tanrım, kadın sanki bir at olarak dünyaya gelmiş sonradan insana evrilmişti. tek kelimeyle, cidden ''inanılmaz'' bir götü vardı. az daha zorlasam ikea lambalarına benzetebilirdim. neyse işte eşyaları babam ve abimle taşıdıktan sonra annemin yaşlı göz yaşlarıyla ile beni uğurladılar. ilk günüm odaya alışmakla geçti, bir süre sonra aklıma yakınlardaki bir starbucks'a gitmek geldi ve yola çıktım. yolda ne göreyim, koca götlü alt komşum da aynı starbucks'taydı. götü o kadar büyüktü ki sandalyeden düşmemek için habire ağırlığını ortalaması gerekiyordu. bunu bir güzel kestikten sonra fark etmiş olmalı ki yanıma geldi. hemen durum değerlendirmesi yaptım, starbucks'taydı, başörtülüydü ve giyebileceği en dar pantolonu giyiyordu. demek olmalı ki zengin ve seks peşindeydi. sonra bu duruma ithafen '' Mizâc-ı âlîniz eyidir inşallah '' dedim ve kadın sanki saniyelik ereksiyon geçti. bundan sonra o da selamlaştı ve oturdu. benle flört edermiş gibi konuştu benden hoşlandığı belliydi. ayrıca elinde yüzük olmadığını fark ettim, bu ''çok iyiye'' işaretti. konuşmayı bitirdik ve kendi evlerimize gittik, giderken göz kırpmayı da ihmal etmedi. evde gizlice çektiğim götüne 31 çektim sonra da yarın okula gideceğim için erkenden yattım. okula giderken kızın evinin önüne baktım ve ondan başka hiç kimsenin ayakkabısı yoktu, tam bir orospu olduğunu bildiğim için ve kendi ideolojik çıkarlarım doğrultusunda onu bu akşam sikebileceğimi varsaydım. üniversiteye gittim, sınıf gayet hoştu. çoğu akpliydi ve bu durumdan pekte şikayetçi değildim lakin arada onlarla taşşak geçiyordum. bir tane chpli arkadaş buldum, gayet yakınlaştık ve erkekti. ona yeterince güvendikten sonra koca götlü komşum'dan bahsettim. anlattıklarımdan hayrete düşmüştü ve ona bir bomba daha patlatacaktım ve patlattım. ona bu akşam o karıya gitmemizi teklif ettim o da hayli memnun bir biçimde kabul etti. okul bitti ve eve yürümeye başladık, merdivenlere vardığımızda akpli kadının kapısının önünde iç çamaşırı duruyordu, bu işareti algıladık ve evine gittik. kapıyı açtıktan sonra kadın sadece fileli çorap giyer halde bulunuyordu. kıyafetlerimizi çıkardı ve arkadaşımı yalamaya bana da handjob yapmaya başladı. yeterince yaladıktan sonra onu arkadaşımla arkalı önlü siktik, sıra am yalamaya gelmişti. ben bu olayda pek tecrübeli olmadığımdan ilk arkadaşım yalasın dedim ve kadın arkadaşımın kafaısna oturdu ve arkadaşım amını yalamaya başladı. 5 dakika geçmişti hala daha kadın durmuyordu. arkadaşımın bacağının titrediğini fark ettim ve kadına durmasını söyledim ama beni itti, sonra arkadaşımın kafasında adeta zıplamaya başladı. korkmaya başlamıştım, kadının götü o kadar büyüktü ki arkadaşımın kafası gözükmüyordu. bir daha arkadaşımından kalkmasını istedim hatta çektim ama yok, kadın durmuyordu. 30 dk. geçtikten sonra kadın 3 kat hızlandı, göt korkusundan pılımı pırtımı toplamaya çalışırken bir ''pat'' diye ses geldi. arkama baktığımda arkadaşımın kafası kan içinde, beyni kadının am şeklini almıştı. öylesine korktum ki anında evime koştum, eve vardığımda polisi aradım. polise kavga sesi duyduğumu söyledim çünkü bu işe bulaşmak istememiştim. siren sesleri geldi, kadınla azıcık konuştular ve apartmanı terk ettiler. bu korkuyla sabaha kadar uyumadım, sabah'ın 5 civarlarında telefonuma bir mesaj geldi. kayıtlı olmayan bir numaradan gelmişti. o kadın olduğu varsayımını yaparak mesaja baktım. bir video olduğundan yüklenmesi biraz uzun durdu. kadın masturbasyon yapıyordu, sonra arkadaşımın parçalarını götüne sokmaya başladı, aynı anda kanını içiyordu. tüm parçaları götüne doldurduktan ve kanı içtikten sonra geyirdi. sanki hipnotize olmuştum, bu bende değişik bir ''yankı'' uyandırdı. sanki kadının kölesi olmuştum, okula gittim. okuldan yine bir arkadaş buldum ve yine kadına götürdüm, sikiştik ve yeni arkadaşıma amını yalamasını söyledim. kadın yine olayını yaptı, kafasını parçaladı. bu sefer kaçmamıştım, büyük bir ilgiye izledim. bu sefer bana ''show''unu gerçek hayatta yaptı. o yeni arkadaşımı götüne sokarken ben 31 çekiyordum ve acayip zevk alıyordum. yaklaşık 3 aydır bu okuldayım ve neredeyse her hafta bu kadına ''arkadaş''larımı götürdüm ve prosedür aynı şekilde işledi. bunu yazma sebebim ise fazla göze çarpmaya başladık ve yakında yakalanacağımızı düşünüyorum. siz siz olun, koca götlü akpli alt komşunuzu sikmeye kalkmayın.
submitted by AUSSIETRIBECHIEF to KGBTR [link] [comments]


2020.08.18 11:11 Russian_munchen Incel nedir?

Yeni gelenler ve ayrıca terminolojiye aşina olmayan bazı arkadaşlar için çevirisini henüz bitiremediğim bu https://incels.wiki/w/Incel maddenin çevirdiğim bir kısmını yayınlıyorum. İyi okumalar.

Incel

İncel, Involuntary Celibacy'nin kısaltması olan sosyoljik terim ve akademi tarafından tanımlanmış yaşam koşuludur.
İncellik, Dünya Sağlık Örgütü ve bazı ülkeler tarafından tıbbi bir engel olarak kabul edilmektedir. İncel olmanın şartı belli bir tür non-sexuality'dir.
Medyadaki algıların aksine, incel ne siyasi bir hareket ne de bir topluluk / alt kültürdür, ancak cinsiyetten bağımsız bir yaşam durumu için tanımlayıcı bir akademik terimdir. Dolayısıyla inceller bir inanç sistemini paylaşmazlar, özellikle de kendilerini incel olarak tanımlamayanlar.
İncel forumlarının kullanıcısı kitlesel katiller olmamıştır. Ne 4chan ne de PUAhate, bazı inceller bu siteleri kullansa veya kullanmış olsa da, (bu siteler) kendilerini incel forumları olarak tanımlamazlar. Şu anki önemli internet forumları şunlardır: Incels.co, Yourenotalone.co, love-shy.com, Incelswithouthate ve Foreveralone.

Etimoloji

Celibacy (bekarlık), Latince caelibatus'tan "evlenmemiş olma durumu"ndan gelir, ancak 1950'lerden itibaren evlilik durumuna atıfta bulunulmadan cinsel perhiz anlamına geldi. "Involuntary celibacy" (istemsiz bekârlık) terimi muhtemelen tarih boyunca çeşitli yazarlar tarafından bağımsız olarak düşünülmüştür, en azından 18. yüzyıla kadar uzanır, örn. Fransız bir din adamı, Antoine Banier, bunu 1739'da kullandı. Henry Flynt, 1975 tarihli "Blueprint for a Higher Civilization" adlı kitabında, erkek istemsiz bekarlığının iğrenç olarak algılanmasıyla ilişkili olarak tartıştı. Neoliberal feminist Alana, 1997 yılında kısaltılmış "invcel" terimini tanıttı ve bu terim, daha sonra oluşturduğu posta listesindeki birinin önerisi üzerine "incel" olarak değiştirildi, çünkü telaffuz etmesi daha kolaydı ve "imbecile" (embesil) gibi ses çıkarmıyordu. İncel daha sonra 2001'de Donnelly Çalışmasında kullanıldı ve ilk olarak 2018'de leksikolojik (dilbilimsel) olarak tanındı.

Tanım

Donnelly Çalışması, inceller'i altı ay veya daha uzun bir süre boyunca cinsel eş bulmamayı seçmeden bulamayan yetişkinler olarak tanımladı. Akla gelebilecek boşluklardan dolayı bu tanımın uygun olup olmadığı konusunda halen anlaşmazlık bulunmaktadır. Örneğin, "Bluepillers" (mavi haplılar) sık sık bu tür tanımlar hakkında kötü niyetle tartışır ve erkek incellerin kolayca gay seksi yapabileceğini veya bir eskort için para ödeyebileceğini ve bu nedenle onların volceller olduklarını (voluntary celibate, gönüllü bakir) ve incellerin (incel mefhumunun) olmadığını söylerler.
Bundan dolayı, iyi niyetle yapılan bir tanımca, inceller, çekici buldukları cinsiyet üyeleri tarafından ezici bir şekilde reddedilen yetişkinlerdir.
İncel forumlarında kimin incel sayıldığına dair "gatekeeping" (kapı tutuculuğu) ve kavgalar sürüyor. Uglyceller, love-shy'ların ve standartcellerin (normie gibi bir şey standartcel) sadece bir partner bulma isteğinden yoksun olduğundan şikayet ediyor. Standartcelleri ayıklamak için bazı incel forumları ciddi bir şekilde ve defalarca flört (dating) girişiminde bulunmayan incelleri reddeder. Ancak bunu yaparken, non-standartcel mentalcelleri farkında olmadan marjinalize ederler. Bu, incelosferdeki birçok çatışmanın kaynağıdır. Bu uzun süredir devam eden çatışmaya bir çözüm, standartcelleri reddeden ancak non-standartcel mentalcelleri incel olarak içeren bir incel tanımı olacaktır. Bu daha önce resmileştirilmiş, ancak belki de böyle bir tanım çok uzun olacağı için herhangi bir büyük forum tarafından popülerleştirilmemiş veya kabul edilmemiştir.
İncel forumlarına love-shylar'ın dahil edilip edilmeyeceği konusundaki çekişmeler, esas olarak, ister istem dışı "seçimsiz" ya da "iradeye karşı" olsun, istemsizliğin anlamına dayanıyor. Ancak, istemsiz kelimesi her ikisini de ifade edebilir ve her ikisi de farklı deneyimlerdir. Donnelly Çalışması'ndaki tanıma göre inceldom (incellik), permavirginite (kalıcı bakirlik) veya trueceldom aynı değildir, yani sadece kurak bir dönem (kurak dönemden kastedilen şey; "düzenli seks hayatı olan" birinin bazı sebeplerden dolayı bir süredir sevişememesi durumu) yaşayan biri bile bu durumda istemsiz olarak kendini bulabilir ve dolayısıyla incel olarak sayılabilir.

İncellerin demografisi

İncel'in çok geniş bir şekilde tanımlandığını varsayarsak, neredeyse tüm sekssiz erkekler incel, 18-30 yaşları arasındaki Amerikalı erkeklerin %15-30'u incel, ancak bunun yaklaşık üçte biri 18-20 yaşındakiler.
İnceller politik olarak çeşitlidir. Bazı inceller bluepill, purplepill, blackpill veya redpill'e inanırken, diğerleri herhangi bir hapın abonesi/takipçisi değildir. Kendini incel olarak tanımlayanlar arasında en yaygın paylaşılan inanç "hard determinizm"dir ve kadın incellerinin (femcel) çoğunun, erkeklerin daha yüksek cinsel dürtüsü (libido) nedeniyle gönüllü bekar olduklarıdır.
Braincels ve incels.co'daki anketler, beyazların forum nüfusunun yalnızca yarısını oluşturduğunu, Doğu Asyalılar ve Güney Asyalıların (örneğin Hintliler) aşırı temsil edildiğini gösteriyor.
Site anketlerinden incels.co kullanıcılarının diğer özellikleri şunları içerir:
% 78'i her zaman aşırı üzüntü, anksiyete ve stresten muzdariptir.
% 82'si intiharı düşündü.
% 62'si görünüşlerini iyileştirmek için ameliyatı düşündü.
% 77'si sağlıklı veya düşük kilolu olduğunu bildirmiştir (yalnızca% 23'ü aşırı kilolu olduğunu bildirmiştir, bu genel batı nüfusu ortalamasından çok daha düşüktür).
% 57'si nörotipik olmayan veya normal günlük işlevlerini bozan fiziksel bir engelli olarak etiketleyen tıbbi bir teşhis aldığını bildirdi.
Bu, incellerin genellikle, amcık kartellerinin (pussy cartels) onaylamadığı, muhtemelen çirkin, utangaç, fakir, kısa, zayıf, nörodiverjan (nörotipik olmayan örneğin asperger sendromu, otizm, bipolar bozukluk etc.) ve/veya fiziksel olarak hasta olması nedeniyle düşük bir baskınlık durumuna (dominance status) (beta veya omega sıralaması) sahip olduğunu gösterir.

İncelliğin yan etkileri

İncel yaşamı berbattır, özellikle sosyal olarak izole edilmiş inceller için berbattır. İzolasyon ve sekssizlik çeşitli sağlık riskleriyle ilişkilidir. Bir araştırma, bekaretini geç, 20'li yaşların ortasından sonra kaybetmenin erektil disfonksiyon (iktidarsızlık) ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde anorgazmi (orgazm olamama) ile ilişkili olduğunu buldu. Başka bir çalışma, gecikmiş cinsel aktivitenin "tatmin edici cinsel işlev ve genel refah için çok önemli olan duygusal, bilişsel ve kişilerarası becerilerin gelişimini engelleyerek sağlık riskleri yarattığını" buldu.
Çeviren: u/russian_munchen
submitted by Russian_munchen to turkincel [link] [comments]


2020.07.29 03:19 karanotlar Yaralarım Benden Önce de Vardı... Ulus Baker

Ernst Jünger, çeviren Ersel Kayaoğlu (İstanbul: Can Yayınları, 1996), 128 s.
Metafiziği altetmek, demişti Heidegger, imkânsız! O, basit bir felsefi EĞITIM yöntemi değildir. Sanki birilerinin fikrini, kanaatini reddediyormuş gibi onu silip atamazsınız. Nietzsche'nin "hakikat sorunu" konusunda vurguladığı gibi, Dünya'nın Batısında yaşayan bir insan türü "metafizik" olmadan değil düşünmek, yaşayamaz bile. Bilginin "bir şeyleri bilmesi" modern metafizik varlıkbiliminin temelini atan Descartes'tan beri, Batı düşüncesinde neredeyse Varlığın tanımının ta kendisi haline geldi. Tanım ise kesinliktir. Freud, Heidegger ile paralel okunması gereken bir pasajında çağımızın çağrısını dışavurmuştu: Bana hakikati değil, kesinliği ver. Nereden geliyor bu garip emniyet tutkusu, güvenli kesinliğe bunca yakarış? Heidegger aşağıdaki satırları yazarken, bir anlamda onun felsefi damarlarından biri olan Ernst Jünger'in erken dönem eskatolojisinden pek uzakta değildir: "Varlık ilk hakikatinde olurken, istem olarak Varlık kırılmalı, dünya mahvolup gitmeye bırakılmalı, insanlar yalnızca emekleriyle başbaşa bırakılmalı. Ancak böyle bir çıkış sonunda Köken'in aniden bir yerlere oturması uzun bir zaman sürecek şekilde mümkün olacak... İşte bu olay daha şimdiden gerçekleşti. Bu olayın sonuçları dünya tarihinin bu yüzyılda başından geçen olaylardan başkası değildir." Bahsedilen "sonuçlar"ın Ernst Jünger'in doğumevi, yani Birinci ve İkinci Dünya Savaşları olduğu besbelli. Onu Heidegger'den ayıran tek belirti, iki savaş arasının adamı olmaktan çok, savaşın kendisinin adamı olmasıdır. Birinci savaşın romantik gazisi; ikinci savaşın kaçağı... Ve iki savaş arasında, tıpkı Heidegger gibi, bilim ve teknolojilere dair yazıp durması da türdeş kılmıyor Jünger'in eserini -ne Heidegger'le ne de kendisiyle. Sonuç olarak 1895'te orta sınıf bir kimyacının evinde başlayıp 102 yıl savaşlarla ve barışlarla, umutsuz-umutlu çıkış ve gerileyişlerle geçen bir yaşamdan bahsediyoruz. Jünger'in "dönemeçleri" (Kehre) kuşkusuz Heidegger'inkinden daha fazla sayıda ve daha belirgin: Orta sınıf evde baba otoritesi (ileride Thomas Mann'ın üslubundan sürekli şikayet edecektir), artı baskıcı katolik okulları, ikili bir kaçış istemini kaçınılmaz kılacaktır: Aşırı okumalar yoluyla kaçış ve "dışarıya", "başka bir yaşama" doğru. Birincisi yazar Jünger'i, ikincisi asker Jünger'i yaratacaktır. Aslında anti-semitizmden başka pek bir özelliği olmayan Wandervogel (Yitik Kuşlar) gençlik grubuna "belirsizce" katılışı hem aydınlık değildir hem de onu kesmez. Fransız Yabancı Lejyonuna yazılarak Afrika'ya gider, Kilimanjaro yollarında kaybolunca, ailesi tarafından Alman Dışişleri marifetiyle geri getirtilir. Neyse ki, Birinci Dünya Savaşı patlak verir de genç adam "burjuva" dünyasından bir kez daha uzaklaşmak fırsatını bulur -cephede çeşitli birliklere kumanda eder, defalarca yaralanır, savaşın sonunda Alman Ordusunun en yüksek Liyakat Nişanıyla onurlandırılır.
Savaşın Jünger'in hayatında bir dönüm noktası olduğunu söylemek yetmez. İki savaş arasında yazdığı ilk eserlerin temaları, bir taraftan Jungkonservative (Genç-Muhafazakar) sağcı ideolojilere bağlanıyorsa, öte yandan derinden derine bir "savaş uygarlığının" portresini çizerler. Üstelik, yakın dostu, Die Totale Staat'ın (Topyekün Devlet) kuramcısı Carl Schmitt'ten bile daha derin bir eleştiriyi "burjuva romantizmi"nin dünyasına karşı yöneltecektir: Bu son savaş ülkeler arasında geçmedi -biri geçmekte olan, ikincisi gelmekte olan iki çağ ve iki yaşam tarzı arasında geçti. 19. yüzyıl burjuva ferahlığının, geleceğe yönelik orta sınıf düşleminin dünyası, bütün hatlarıyla ve kurumlarıyla geleceğin bu saldırısı altında tuzla buz olmaya gidiyorlar. Ve kazananı kaybedeni olmayacak bu savaşta geleceğin saldırısı global bir endüstriyel toplumdan gelmektedir -Der Arbeiter'da (İşçi) vurgulandığı gibi, barış zamanı emek örgütlenmesi, ağır demir-çelik ve metalurji endüstrilerinin gerektirdiği gibi, ordudaki askeri örgütlenmenin tıpkısı olmaya doğru gitmiyor mu? İşçi=asker eşitliği işte bu "gelecek dünya"dır. Anlıyoruz ki Nazilerle ilk flört yıllarındaki Jünger, henüz "ütopyasız"dır ve bu ateş, çelik, kan dünyasını belli belirsiz bir nihilizmle onaylamış görünmektedir. Yine de Max Weber gibi liberallerle, Sombart gibi "tutucu-devrimci" iktisatçıların özellikle Alman kulaklara hoş gelen bir çözümlemesi söz konusudur yalnızca: Ağır endüstriyel kurumlaşma otoriter devleti, hafif endüstriyel stratejiler ise Batılı, liberal ve demokratik devleti sırtlarında taşırlar. Diyebiliriz ki "faşist" Jünger, liberal öncülerinden daha samimidir bu formül konusunda: Madem böyle bir gelecek kaçınılmaz bir surette yeryüzünü egemenliği altına alacaktır, o zaman her düzeyde onunla anlaşmaya çabalamak gerekir: Makine bireyi saracak ise, birey de makinayla bütünleşecek ve ülkelerin çelik ve asfalt damarlarından akacaktır. Bu düşüncelerin eş-titreşime girdiği bir felsefe vardır: Spengler ile Stato totalitario öğretmeni Giovanni Gentile... Bir de siyasal grup vardır -sonradan Hitlercilere ters düşecek Ernst Niekisch'in "milliyetçi Bolşevikleri"... Kısaca söylemek gerekirse, Jünger'in de hatırı sayılır katkılarda bulunduğu kafa karışıklığı had safhadadır.
Yine de Jünger'in kafa karışıklığı, Nazilerin yükseldiği dönem boyunca farklı türden, kendine özgüdür: Erken gençlik yıllarında başlattığı innere Emigration (içeriden göç), onu politik eylem alanına gönül ferahlığıyla dalma konusunda rahatsız etmeyi sürdürür. Çok geçmeden, onun iki ana formülünün, şu Neue Topografie (Yeni Topoğrafya) ile Die Totale Mobilmachung'un (Topyekün Seferberlik) üzerine atlayan Naziler ile örtük bir bozuşma sürecine girecektir. Formül oldukça politik ve tuhaftır: Her şey tamam da Goering gibi bir adamın Reichswehr'in başında işi nedir? Sorunun daha derin çatlaklardan kaynaklandığı zamanla belli olur. Jünger, Hitler savaşı çıkarana dek Nazilerden gizli uzaklaşmasını sürdürür. Savaş yılları bir nevi sürgündür -Fransa ile Almanya sınırında Kirchorst'da çakılır kalır. 1944 yılında ise, oğullarından ikisini de kaybeder -birini cephede, ötekini kendisinin de desteklediği anlaşılan Hitler suikastı sonucu, kurşuna dizilmiş olarak... Alman ordusu, Nazilerle süregiden iktidar mücadelesi içinde eski harb gazisine kol kanat germiştir.
Ama savaş yılları bir kez daha Kehre'ye yol açar -artık çağdaş Alman edebiyatının en güçlü yazarı sahneye girmekte, büyük dönüşüm yepyeni bir "topoğrafya" üzerinde tamamlanmaktadır -Auf Der Marmorklippen (Mermer Yalıyar) kitabı 1939'da, herhalde büyük bir cesaret gösterisi olarak yayımlandığında artık ikinci bir Jünger ile karşı karşıyayız. İki kardeş, Akdeniz'de bir kayalık yalıda, sakin bir köye çekilirler. Tehditkar Ormanlı'nın saldırısı yaklaşmakta, kasabanın kenarlarını sarmakta, iç huzuru mahvetmektedir. Ve iki kardeş inanılmaz bir şey yaparlar: Başka bir sakin köye çekilirler! Kaçış çizgisinin böyle bir formülü hem eşsiz hem de tuhaftır. Formülleri en yalın halleriyle tesbit edilmeksizin Ernst Jünger okumak, biraz edebi-şiirsel hazdan öteye eserin gerçek anlamda kavranmasına götürmeyecektir. İçeriden göçün formülü şudur: Saldırı başgösterdiğinde bir adım geriye kaçacaksın...
Benzeri bir formül, o dönemin jurnallerinde de başgösterir -savaş ve yıkım en çılgın dehşetiyle devam etmekte iken "sükunet"! Bu sükunet ise asla teslimiyet değildir: Her şey bittikten sonra savaşa sarfedilen onca ömrün ardında, alaycı, geride kalacak olan bazı şeylerle, doğayla, yollarla, tarlalarla çok gizli bir suçortaklığı vardır. İkinci bir formül ilkini tamamlamaya gelir: Nihilizm her türlü düşünceye oranla daha şanslıdır. Dünyanın akışının muazzam sürati, en hareketsiz parçacığı, bir tohum tanesini bile mutlak bir güce eriştirir. Artık en yumuşak en serttir...
Böylece Ernst Jünger'in eserinde bazı formüllerin işbaşında olduklarını, yazınsal uzamın içinde çoğu zaman apansız ama son derece büyük bir keskinlikle sivrilmekte olduklarını söylemiş oluyoruz, Die Glasernen Bienen (Sırça Arılar) tedirginlik verici ölçüde "neşeli" birkaç formül sunmaktadır -özellikle etik ve ahlak konularında. Her zamanki gibi bir savaş gazisidir ve harb yıllarında ince beceriler gerektiren top mermisi sanayiinde istihdam edilmiş, savaş sonrasının "doğal" ortamında iş bulamamaktadır... Çeşitli işler arasında sözgelimi sigortacılığı deneyecektir. Savaş sonrası için en "olanaksız" iş! Hangi kapıyı çalsan eksik kol ve bacaklar... Nihayet Hearst benzeri ütopyacı bir zenginin malikâne-fabrikasında üst düzey sekreterlik gibi bir iş bulur -hafiften kaçık patronu dev metal endüstrilerinin korkunçluğundan uzakta, çok küçük robotçuklar yapımına tüm sermayesini vakfetmiştir: Cam arılar. Ve tıpkı Jünger gibi koleksiyon meraklısıdır: Savaş araçları, yitik organ parçaları ve savaş hekimliği malzemeleri -"kopartılmış kulakların, organların vahşi sergisi şok etmişti beni", diyor Jünger. Eski savaşların imgeleri arasında (ne İlyada'da ne de başka bir yerde) savaş kol bacak kaybetmelerle, sakatlıklarla ilgilenmez. Ancak hilkat garibesi devlere ya da demonlara yakıştırılır sakatlıklar: Tantalos, Prokrustes... Oysa günümüzden şu manzaraya bakın hele: Utangaç ve övüngen, ikiyüzlü savaş hekimliğinin hemen sarılıverdiği "neşter ahlakına" bakın. Ya da tren istasyonlarında toplanan sakat dilenciler ordusuna. Ve işte eserin ana formülü: Sakatlıkların kazalardan kaynaklandığını düşünmek "optik" bir yanılgıdan başka bir şey değildir... Dünya ve tarih henüz rüşeym halindeyken sakatlanmış bir ırk olduğumuzdan gelmektedir bunca kaza başımıza... Böyle bir "optik yanılgı" teması hem poetik hem de derinden felsefi-politik mesajlar taşımaktadır: Jünger gibi I. Dünya Savaşı'nda yaralanan ve ömür boyu bir yatağın yalnızlığına terkedilen Fransız şair Joe Bousquet'nin Stoacı formülüyle buluşması şaşırtıcı değildir -"yaralarım benden önce vardı, ben onları bedenimde taşımak için doğmuşum..."
İlerlemenin, "kayıp" ve "eksiklik" üzerine kurulmuş bir uygarlığın vazgeçemediği bir efsane olması kolayca anlaşılabiliyor. Muhafazakar Jünger artık bazı tedbirler önermek zorunda hisseder kendini -Kant'ın "ahlak doktrini"ne uygun yaşamaya çalışmak ne mene bir HAYAT getirir? Biraz ana-baba terbiyesi daha önemli değil mi? Böylece, devler dünyasına yönelen erken Jünger'in aksine, savaş sonrasının Jünger'i ısrarla "küçük şeylere", ufak ayrıntılara, minimalizme yönelecektir. Adorno'nun Minima Moralia'sında olduğu gibi, "efendiler kültü"nün, çağdaş tiranlıkların derin bir sosyal eleştirisidir bu.
Ernst Jünger'in Kehre'sinin mutlak olduğunu asla düşünmemek gerekir. Önce onaylayarak ortaya attığı temalar (sanayi-savaş, geçmiş-gelecek, nihilizm) geç dönem eserlerinde bir kez daha ortaya atılırlar: Bu kez derin ve minimal bir toplumsal eleştirinin yeğinliğiyle. Yazınsal saydamlık ve minimal etkilerin edebi kudreti bu eserin formüllerini gölgelememektedir. Ernst Jünger'in eseri bize şunu söyler: Dünya, Tarih ve HAYAT, büyük harflerle başlasalar da hep küçük şeylerin gücüyle ayakta dururlar.
Virgül 4 , Ocak 1998, s. 42-43
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.21 02:45 Trojaner Turkish Copypasta

bana ilişki içinde ve özellikle son 1 senede uyguladığın duygusal , cinsel istismar ve duygusal şiddetten ve onun sonucunda anksiyete bozukluğu, major depresyon, cinsel bozukluk, panik atak krizleri ve intihar teşebbüslerinden bahsedeceğim öykü
28 yaşındayım ve "senin yaşadıklarının %10unu yaşasam şimdiye ölmüş olurdum" dediğin bir hayat yaşadım. bu yaşa kadar psikolog ve psikyatriste gitmedim (sağlık raporları dışında) ilaç kullanmadım, hele ki panik atak ve anksiyete gibi şeylere dünyada en uzak insanlardan biriydim
her gün büyük acılar çekiyorum, yemek yeme , uyuma gibi temel işlevleri bile gerçekleştiremiyorum, her gün ölmeyi düşlüyorum. aileme ne durumda olduğumu sorabilirsin. bunun yegane sebebi ilişki içi uyguladığın sistemli istismar ve duygusal-psikolojik şiddet. hepsini açıklayacağım
gördüğün gibi duygusal şiddet ve istismarın tüm belirtilerini taşıyorum. hayatımda ilk kez geçen sene seninle tartışırken panik atak krizine girdim ve kaldırıma yığıldım. 1 ay kadar önce yine tartışmamızda balkona yığıldım ve panik atak geçirdim. o günden sonra sürekli oldu
ve erasmusta muharremle olduğun gece intihar ettim. bileklerimi kestim. anlık müthiş bir ölme isteğiydi. hani etta james tarzı şarkılardaki gibi. i'd rather go blind gibi. bunu yaşamak, daha doğrusu yaşatmandansa ölmeyi tercih ederdim. şimdi istismarını anlatacağım
öncelikle istismar nediri göstermek istiyorum. önce bana uyguladığın istismarın bendeki psikolojik raporlarını gösterdim. sonra istismarın sonuçlarıyla eşleşmesini ve şimdi de istismarın tanımı görmeni istiyorum ki, itiraz edebilecek bir noktan ve yüzün olmasın
ilk ve en büyük istismarından bahsedeceğim. biraz geçmişe gitmek istiyorum. 7 yıl öncesi bana attığın mesaj. bu 7 yılın büyük bir kısmında iletişimdeyiz. 6 YILDIR HAYATINDAYIM. tekrar konuşmaya başladığımızda 24 yaşındayım, sen ise 17-18
öncesinde abi-kardeş olarak devam eden ilişkimize arkadaşlık da ekleniyor. ve bana karşı duygusal-romantik bir sevgi duyduğunun farkındayım ama görmezden geliyorum. ve biraz da hayranlık duyuyorsun. seninle konuşmaktan hoşlanıyorum, hatta senden ama bu sevgiyi istemiyorum
hatırlarsın o dönemler artık seçici olmamam gerek, çok muhteşem bir sevgiyi beklememin sağlıklı olmayacağını düşünüyorum, sadece hoşlandığım birileriyle sağlıklı bir ilişki yaşamamın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. sen de biliyorsun. özellikle sanal bir şey istemiyorum
seni hala büyük oranda küçük kardeşim ve arkadaşım olarak görüyorum. sorunların var, birçok insecurity ve özgüven problemleri, anksiyete bozukluğun var, uzağız. küçüksün. hatta bazen bu sevgiyi ergenlik hevesi olarak görüyorum
öte yandan etrafımda olan ve bana yazan birçok kişi var biliyorsun. reel veya sanal. senin yaşlarında veya senden büyük. bana yazıyorsun, elbette sana duyduğum bir sevgi var, kafamı karıştırıyorsun sürekli. romantik anlamda dengesiz davranışlarım oluyor. bazen yazmayı kesiyorum
çünkü sağlıklı bir yetişkin ilişkisi yaşamak istiyorum. ve seninle bunun pek mümkün olamayacağını düşünüyorum. hatta kendimden soğutmak için sana kötü de davranıyorum. beni taciz ettiğini söylüyorum, bunun gibi birçok boktan davranış.
fakat yine de bana sevgini gösteriyorsun. birkaç ay hiç yazmasam bile "seni çok özledim" diye mesaj atıyorsun. arkadaşlarıma mesaj atıp beni soruyorsun. bunları görünce sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum. daha 18 yaşında ama kendimden itsem bile sevgisi ve kalbi güçlü diyorum
bu güç aradaki bazı organik problemleri aşabilir diye düşünüyorum. uzaklık, yaş farkı, senin sorunların vs gibi ve tamamen bir ilişkiye-flörte başlıyoruz.
seninle ilişkide olarak sağlıklı yetişkin ilişkisini hemen yaşayamacağımı biliyorum. üzerinde uğraşmam ve
emek vermem gerekecek. bunun farkındayım. istismar burada başlıyor. elbette başlarda istismar değil. zamanla buna dönüşüyor. dönüştürüyorsun.
aramızda 6-7 yaş var. ben baskın bir karakterim, sen ise çekinik. sen beni daha çok seviyorsun ve bunun gibi birçok şey
böyle bir durumda genellikle benim tarafımdaki kişinin karşısındaki kişiyi bilerek veya bilmeyerek istismar etmesi beklenir değil mi? bunun farkındayım ve bunun olmasından korkuyorum. seni istismar etmekten, senin de istismara açık olmandan.
hatırlarsın hep şunu tembihliyorum "ben istiyorum diye bir şey yapma, senin içinde o isteğin olması önemli, içindeki isteği dışarı çıkarmak istiyorum" veya sürekli "seni herhangi bir şeye zorluyor muyum" diye check ediyorum değil mi
ilişki içi şiddete dair o zamanlarda yeni öğrendiğim terimleri soruyorum, gaslightning, lovebomb vs gibi ve bunların herhangi birini uyguluyor muyum diye sana geliyorum. çünkü biliyorum ki, bazen insan istemeden de bunları yapabiliyor veya farkında olmadan.
bir yandan kendine ve özellikle dış görünüşüne dair endişeler var, çekingen ve kaçınan birisin, doğru veya yanlış biçimlerde de olsa bunları gidermeye sana iyi gelmeye çalışıyorum. birçok fedakarlıkla bu ilişkiye başlamış durumdayım ve sağlıklı bir ilişki için uğraşmam gerekiyor
sana iyi geleceğimi ve geldiğimi biliyorum. günlüklerini tekrar tekrar atmama gerek yok değil mi? her sene bir yerlere yazdığın sözler "abim, en iyi arkadaşım, dostum, sevgilim" , "sevgisinde çok güvende hissediyorum" , "verdiğim en iyi karar sensin"
"her şeyimi anlattığım tek insan, safe placeim" gibi birçok şey. bunlar için çok ama çok çabaladım ve bekledim. fakat ilerledikçe aramızdaki yaş farkı bir istismara dönüşüyordu. özellikle son senelerde .birçok şeye "küçüğüm" "şöyleyim, ben böyleyim" gibi cevaplar
sana karşı yaş farkından dolayı yüksek bir tahammül ve ayrıcalık tanımış olan insanın sağladığı bu konfor alanına, kedinin mindere yayıldıkça yayılması gibi yapışıyordun. elbette belli bir takım progress ve ilerleme de vardı fakat ileride bu da withholding adındaki istismar oldu
tartışmaktan çekindiğinde bile seni tartışmaya itiyordum değil mi, içini dök, benimle tartış dediğimi hatırlıyorum birçok kez.
yaşıtlarına göre çok geç gelişiyordun. bu olabilir. aslında birçok şey için küçük değildin. küçüğüm dediğinde bile değildin. küçük değil korkaksın
fakat bahanelerin arkasına sığınıyordun ve karşında benim gibi anlayışlı ve sabırlı (sabrımın tükentiği ve hüsranımı yansıttığım anlar da dahil) biri olunca o konfor ve korku alanında kalmaya devam ettin.
kant'ın burada sana ve beni uğrattığın istismara dair güzel bir yazısı vr
dedim ya, normalde yaş farkı ve karakter farklılıklarımız sebebiyle tersi olması beklenirdi ama hemen hemen her şeyde küçüklüğünü öne sürüyordun. ben de birçok red flag ve hataları küçüklüğüne veriyordum. vermemem gerekirmiş.
en ufak sorumluluk ve çabadan kaçınıyordun. ilişkinin ilerlemesi gerekiyordu, 1 seneden fazladır flört halindeydik, "sevgili" olmaya, isim koymaya dahi ben ittirdim ve sen de başka kişilerle konuşmamı görünce bu konforlu ve zahmetsiz belirsizliği bitirmeye karar verdin
bir grup içinde sorumluluk almayı, insanlara bir şeyler öğretmeyi sevdiğimi biliyorsun. kendi deyiminle "elimde büyüdün". gözünü açtığından beri ben vardım. ve bu katlanılan bir durum olsa da keyif de alıyordum çünkü sana olan sevgim sebebiyle yaptığım fedakarlığı
bekleyişi, sabrı bir gün anlamanı umuyordum. sen ise bu ayrıcalıkları take for granted olarak gördün. cepte gördün. olması gereken olarak gördün. bana şunları dedin "ne bekliyorsun alkış mı", "you signed up for this" vb birçok söz.
alkış beklemiyorum, sevgi bekliyorum. saygı ve minnet.
bu küçüklüğün kişisel, bana özel ve bir istismar olduğunu ise erasmuta muharremle olan ilişkinde anladım.
bir stepping stone, basamak, bir enayi gibi kullanıldım
sevdiğin insana hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. benimle ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuştun. neredeyse 60 günde 1 yapıyor bu. 7-8 kere sexting sadece. sıfır skype ve görüntülü konuşma 2 senelik sevgililik ve 1 senelik flörtün özeti bu
bir anda büyümedin. kendi deyiminle elimde büyüdün. duygusal ve cinsel gelişiminde annen-baban, arkadaşların veya bir başkası değil ben vardım. üstelik bu süreçte sağlıklı bir ilişki yaşayamamış oldum. en çok canımı acıtan ise "muharrem senden daha çok çabaladı" demen oldu
bunları söyleyebilen biri, hiçbir kavga hiçbir tartışma olmaksızın nasıl bir başkasıyla 15 gün sonra öpüşür ve ilişkiye başlayabilir anlamıyorum. tek kelimeyle iğrenç. bir insanın sözlerine değil, eylemlerine bakmamız gerektiğini çok iyi özetliyor bunlar
beni hep sözde sevdin. sevgi böyle bir şey değil. ben kendimden biliyorum. sana duyduğum sevgiden. ve muharreme duyduğun sevgiden. bir anda büyümedin, sevgiye inancın da bitmedi ve onunla kinda sevgili oldun.
"seni seviyorum ÇOKÇOKÇOK" bana duyduğun sevgi sana iyi gelen bir şeyi sevmen gibiydi. pansuman gibi. iyi geliyor seviyorsun. enayiyim çünkü. ben seninle birçok şey yaşamak için yıllarca bekliyorum, çabalıyorum, gelişimine katkı yapıyorum ama bir başkasına hiçbir zahmet
göstermeden, uzun bir ilişkini bitirdikten sonra, yasını bile tutmadan 4 gün sonra öpüşüyorsun. yakınlık yaşıyorsun. ve bizim yapmamıza engel olduğun birçok şeyi yapıyorsun. bu sözleri ondan duyduğumda da intihar ediyorum. bunun için bile onu suçluyordum,
ama o sadece malum olanı ilan etti. dediği doğruydu. mutlu ettiğin o mutsuz ettiğin ise ben oldum. diğer istismarlarını da anlattıkça beni intihara sürükleyişin daha da gün yüzüne çıkacak.
bazen onu bile etiketleyesim geliyor buraya. acaba o 10-15 günde nasıl bir çaba gösterdi de benim 5 yılda yapamadığımı o kadar kısa sürede gerçekleştirebildi. biraz yüzün kızarıyordur umarım. "senden daha çok çabaladı" derken umarım o utancı hissediyorsundur.
sen onunla öpüşürken, sana aldığım ve doğum gününde göstermek istediğim, buraya dönünce de boynunu öpüp takmayı düşündüğüm kolye ile gün sayıyordum. evet son 10 gün iletişim azalmıştı ama bunun sebebi de ben değildim.
bu arada erasmus dünyadaki en iğrenç şeylerden biri. ekşi sözlükte erasmus hakkında yazılan her şey doğruymuş. sen ve ev arkadaşın dilek. iki zıt karakterde, iki farklı yaştaki kadın uzun ve ciddi ilişkilerini orada bitirip orada en yakın "arkadaşları" ile sevgili oldu.
sana sorduğumda "sadece arkadaşız" dedin. hatta dilekin sevgilisi berk gaydi değil mi sana göre? tam tersini söylediğimde itiraz ediyordun. muharrem sana senden hoşlandığını söylemişti ama bunu bana söylemedin, sakladın. söyleyebileceğin birçok an olmuştu
dilek ve berk gözünün önünde flörtleşiyorken bunu göremiyordun. belki sen de muharremle flörtleşiyordun farkında olmadan. arkadaşlık ve flört arasındaki çizgiyi çizemediğini biliyorum. 5 ay içinde üç reel arkadaşının seninle olmak istemesi tesadüf olmasa gerek
nasıl olduğunu sorduğumda bile "radarlarımı birden açtım oldu" dedin. oysa sana sinyali 20 gün öncesinde vermişti ve bana söylemedin. sevgilin olduğunu da bilmiyordu. birini reddetmek için sevgilim var demek zorunda değilsin. ama sonuna eklemen gerekir.
emin ol hiçbir şey bir anda olmaz. her şey bir süreç içinde gelişir. bir başkasına duyduğun hisler ve hoşlantı da.
erasmus gerçekten dünyadaki en iğrenç oluşumlardan biri. akp il binası kadar iğrenç. o kadar dejenere.
7 yıldır tanıdığın, son 5 senede en çok konuştuğun, sevgiline hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. her seneye bir gün. neden böyle oldu? ilişkinin ilk senelerinde herhangi bir şeye hazır değildin. evet küçüktün ama 18-19-20 yaşlarında oldum,
o yaşlarda arkadaşların var, o yaşlarda uzak ilişki yaşayan arkadaşların da var. ilk seneler böyle geçti. telefonda bile konuşamıyordun. ilk nude'u sevgili olduktan 4-5 ay sonra attın. flörtü de sayarsak bir seneden fazla sürede
ve ben 20li yaşlarımın ortasında, sağlıklı ve gerçek bir yetişkin ilişki yaşamak isteyen biri olarak tüm bu süreci, sabırla ve sabırsızlıkla bekledim. yaşadım. ilk nude attığında yazdıklarımı hatırlıyorsundur. "nude atman değil o güveni kazanmam beni çok mutlu, teşekkür ederim"
demiştim. cinsel bir olaydan ziyade finally, sonunda tarzı bir his ve relief yaşamıştım. bu gerçekten çok sağlıksız. ama çok da mutlu olmuştum. ama meğerse sadece bana böyleymiş.
buluşmalara gelirsek, okulun vardı. istanbula gelemezdin.
benim oraya gelmem gerekiyordu, dolayısıyla davet etmen gerekiyordu. aynı zamanda senin için uygun bir tarih olmalıydı, sen kendini hazır hissettiğinde olmalıydı, ailen sürekli kaldığın eve geliyordu, bunu ayarlamalıydın ve birçok şey
ben hazırdım, bunu biliyordun fakat yukarıda saydığım sebeplerden dolayı senin davet etmen gerekiyordu. üstelik soğuk biri olman ve sanal ilişkilere karşı duyduğum güvensizlik giderilmeliydi. ve tekrarlıyorum, hazır olmayan veya hazır olma ihtiyacı hisseden sendin.
istedin mi evet. ama istediğinden daha fazla istemedin buluşmayı. çünkü korkuların, kaygıların, konfor ve korku alanın...bu buluşma isteğini bana değil de arkadaşlarına yazmandaki temel sebep de bu. bana yazsan gerçekleşebileceğini biliyordun, bu sebeple bana değil
arkadaşlarına yazıyordun bu isteği. dolayısıyla bekleyen hep bendim. senin için süreç, benim içinse bekleme ve sabretme durumuydu. denklemin iki ucunda olmadık hiçbir zaman. ben 365günün 300ünde bu isteği duyar ve müsait olurken
sen bir yılda 15-20 gün müsait oluyordun ve bu isteğin, istemeyişinin önüne geçebiliyordu. son senede 3 kere teklif ettim ve çeşitli sebeplerle ertelendi veya olmadı. ben ise 1 kere erteledim.
yalvar yakar buluşabildik (hatalı olduğum kısım var bir başka istismar kısmında bahsedeceğim) bu buluşmadan 1 ay önce de teklif edince buluşmak istememiştin. bu yüzden son ay kiranı uzatmak zorunda kaldın.
ilişki çoktan bu noktaya gelmeliydi ama seni bekledik. geldikten sonra ise erasmusa gittin. ilişkinin bir başka seviyeye geçeceği bir dönemde erasmusun vardı. bizden 4-5 ay çalacaktı. ama gitmeliydin. sevgi karşısındaki insanı sınırlamamalı, besleyici olmalı.
gitmek istemesen bile ağlaya ağlaya gitmeni söylerdim. fakat bir seçim yapmıştın. hür iradenle, beraber vakit geçireceğimiz koca bir dönemde başka bir şey yapmayı seçmiştin değil mi? ve özellikle gittiğin yer erasmustu.
askere veya cepheye gitmiyordun. dünyada en fazla ilişkinin bittiği, en fazla aldatmanın yaşandığı berbat bir yer. bu sorumluluğu duymadın bile. oraya gitmeyi seçen biri olarak bekleyen konumuna düşen bendim. sen değil. sen bekletendin.
gördüğün gibi ilişki başında, flörtte ve buluşmadan sonra sadece müsait ve hazır olmaman yılları alıyor. ilişkimizin %70'inde müsait değilsin, başka bir şeyler vb. sadece müsaitlik durumu açısından dahi %70 oranında sebep sensin. diğer sebeplere geçeceğiz.
orada ise değil bu sorumluluğu duymayı, en fazla istismar, ihmal ve suistimali gerçekleştirdiğin döneme giriyoruz. bunlardan ilişki boyunca hep rahatsızdım ve defalarca ayrılmak istedim değil mi. belki 15 kere ayrılmak istemişimdir.
"benden bu kadar kolay vazgeçme" dedin, gelip beni ikna ettin, ben kendimi ikna ettim ve devam ettik. bu enayiliğin farkına ise muharremle varabildim. onunla olan ilişkinde.
hayatının 5 yılında olan bir insanla 4 gün geçirirken, onunla öpüşmen, buluşman yıllar sürmüşken onunla her şey ışık hızında gerçekleşiyordu. ben seni bir başkasıyla daha kolay ve rahat öpüşebilmen için beklemedim, çabalamadım ve bu sebeple öpmedim.
senin büyüme sürecindeki sancıları çeken bendim, senin duygusal, entelektüel ve cinsel gelişimini hızlandıran, katkıda bulunan bendim. senin sözlerin. seni öptüğümde benimle öpüşmen kolaylaşmalıydı bir başkasıyla değil.
fakat bütün bu sevgi ve bu sevginin getirdiği emeği o kadar take for granted görüyorsun ki...ben gerçekten bir enayiyim. ben senin yüzünden intihar ettikten bile 4-5 gün sonra onunla ve arkadaşlarınla yüzmeye gidebildin.
bu gelişimi benim gibi bir enayi ile tamamladıktan sonra enayi guydan, fuckboi'ye geçişi gerçekleştirdin. iyi yetiştirmişim? seni bu özgüveni kazanabildiğine göre.
ne kadar sağlıklı bir sevgi değil mi, ben seninleyken sağlıklı bir ilişki yaşayamazken o doya doya cinselliğini yaşıyor, ben seni yıllarca bekledikten sonra, tekrar özlemle ve elimde aldığım kolyeyle seni beklerken ne kadar çabuk ilişkiye giriyordun. tertemiz bir sevgi
beni o kadar çok kullanıp enayi yerine koydun ve gençliğimin en peak noktalarını istismarla geçirmeme sebep oldun ki. şu an onlarca psikolojik, cinsel ve zihinsel problem olarak nihayete erdi hepsi.
sabrıma ve bekleyişime gösterdiğin suistimalle, yaş farkı ile olan istismarını böyle özetleyip bırakıyorum ve diğer istismarlara geçiyorum . ikinci planda olmak
sen erasmustayken, yani beraber geçirebileceğimiz bu vakti haklı olarak erasmusu seçerek çöpe atmışken (tekrar diyorum gitmeliydin ama orada yaptıkların iğrenç ve bu sorumluluğu duymadın) aşağıda sana da yazdığım gibi hissediyorum
yedek sevgili gibi hissediyorum. sanki gerçek sevgilini bekliyorsun, o bekleyiş boşa geçmesin diye benimle birliktesin gibi. o gerçek sevgili muharremmiş nitekim.
italya'ya alışmadan evvel homesick olmuştun ve hemen hemen her gün ağlıyordun. sana destek oluyordum
ve emotional support animal gibi kullandıldığım oraya alışmaya başladıktan sonra ortaya çıktı. gezmeye ve alışmaya başladığında bu hisler gittikçe güçleniyordu, beni ihmal ediyordun. senden homesick günlerinden birinde ayrılmak istedim, sonra barıştık
söylediğimi hatırlıyorsun değil mi "ayrılmak istedim ama kendimi de çok kötü hissettim, seni böyle bi durumda, bana ihtiyacın varken bırakmak kötü hissettirdi çok" buna benzer şekilde yazmıştım. senden bende olmayan wp ve fb konuşmalarını istedim
biraz gururun varsa onları atarsın. denediğini söyledin fakat atması gayet kolay bulmam 10 dakika sürmedi. senin kafandaki çabalamak böyle dandik bir şey işte. kendini kandırıyorsun, karşındakini kullanıyorsun.
neyse. bu hislerimi açıkladım ve orada görgüsüzlük yaptığını
belirttim. sister brothers filminden referansla "çarli'lik." görgüsüzlük aslında o kişiden çok içinde bulunduğu toplumun suçudur. yani görgüsüz aslında kendisine gösterilme veya deneyimleme şansı verilmediği hususlarda görgüsüzlük yapar.
sen de ilk kez oradasın. bunu anlıyorum ama beni ihmal etmen gerekmezdi. bunları başta kabul etmedin, hatta bana bayağı kızdın ama bir ay geçmeden tam olarak şunu dedin "benim için artık 2.plandasın".
yazık. bunu söylemene de gerek yoktu zaten. öyleydi
oysa ben bu sırada vatandaşlık işlemlerimi vs geveliyordum ki, sen döndüğünde türkiyede olayım ve doya doya görüşelim diye. hatırlıyorsun değil mi birçok teste girip orada bırakmıştım işlemleri.
bana bir bok parçası gibi davrandın ve öyle de hissediyorum. ihmal ettin, suistimal ettin ve bir abuse'un tam karşılığı bir şeyi yaşatıp aynen o cümleyi kurdun.
bir başka mesele. son bir sene içinde neredeyse hiçbir tartışmamızda haklı olamamam. şunu demiştin hatırlıyor musun? "sen haklıyken çok mutluyduk" zaten hala öyleydim ama gittikçe değişiyordun, kötüye giden bir değişim. hiçbir hatanı kabullenmediğin gibi beni suçluyordun
bu cümleyi o kadar çok kurdum ki. haklıyım ama özür diliyorum. çünkü bunu yapmadığımda her şeyi daha kötü bi yere çekiyordun. hep alttan almak zorunda kaldım
bir başka istismar ve duygusal şiddet. durumu. önce hayatında kötü giden şeyleri benim üzerime yıkmanla başlayacağım
dilek'in köprüden düşüşü. 2 gündür geziyorsunuz ve sağlıklı iletişim kuramıyoruz. seni özlüyorum. gezi yorgunluğun var, bitiksin, pisaya döndüğün gün türk grupla denize gidiyorsunuz. akşama doğru gittiğini haber veriyorsun ve sonrası yok
zaten içimde kötü bir his olduğunu, yorgun olduğunu ve gitmemeni istemiştim. ilk kez senden bi yere gitmemeni istedim, tavsiye ettim. yazıyorum. telefonun tek tikte. gece 1-2-3 oluyor. uyuyorum. sonra dilek düştü deyip ağlayarak telefon açıyorsun. sabah kadar seninle konuşuyorum
uyumadan. seni sakinleştiriyorum. yazıyorum. konuşuyoruz. ve sana kırgınım çünkü yine beni ihmal ettin ve yine eğlenirken tek bir kez aklına gelip yazma zahmetine girmedin. bahanen ise telefonunun şarjı olmadığı için interneti kapatman. ama aynı telefon sabah kadar gidiyor
o kadar konuşmaya rağmen. internetini açıp bir şey yazman, en azından merakta bırakmaman için, şarjının binde birini götürürdü anca. ve o ortamda muharrem de var. ne kadar şanslı birisi değil mi. gezi yorgunluklarında benimle telefonda bile konuşamayacak durumda olurken
onun olduğu her situationda tüm yorgunluklara rağmen fiziken oradasın. koşa koşa.
dediğim gibi kırgınım ve kötü bir şeyler olacağını düşünüp uyardın, dinlemedin, bunun için de kızgınım. küçüğüm diyorsun ya hep. söz dinliyor musun küçüklüğünü bilip? hayır
beni sevdiğini söyledin, geçiştiriyorum. o an karşılık veremeyecek kadar kırgındım. ama 15-20 dakika sonra seni sevdiğimi söyledim. saatlerce yazmanı beklemiş durumdayım, bütün gece seninleyim, destek oluyorum, sakinleştiriyorum, 15 dakikada hislerimi toparlayıp sevgimi veriyorum
ama bana bu durumdan dolayı kin güdüyorsun. evet o an kırılabilirsin. ama insan sevdiğine kin güder mi hiç. hem de düpedüz haksız olduğu bir konuda. erasmusa giden sensin, beni ihmal eden sensin, yıllarca seni beklemişim ama 15-20 dakikalık bir glitche bile tahammülün yok.
tamamen ama tamamen bencillik. taker olmaya o kadar alışmışsın ki, kendini her şeyin merkezinde görüyorsun. benim senin kadar değerli hislerim yok. sen sevgili değil köle istiyorsun. ve bu meseleden dolayı bana bir sene kan kusturuyorsun.
sadece o gün değil sonrasında da hastaneye her gittiğinde destek olmaya çalıştım ve aşağıda kurduğum cümleyi defalarca kurdum. karşındaki insanı ne kadar ezdiğinin farkında mısın. istismarı görebiliyor musun?
ve seni çok iyi anlıyordum. ben de 1 sene kadar 82 yaşındaki dedemle ilgilendim. 1 ay da değil. ve tek başımaydım. o da yere düştü ve yerde titrerken bi elimde ambulans çevirip diğer elimle kalp masajı mı yapsam yoksa sırtına mı vursam durumundayım. defalarca ambulans çağırdım
tek başıma hastanelerde onunla defalarca kaldım, bir dakika bile uyuyamıyordum çünkü bağlı olduğu aletleri söküyordu. mesanesindeki kitle sebebiyle her gün banyoda bir kan gölüne uyanıyordum, gece 20-30 defa tuvalete gitmek zorunda kalıyordu, uyuyamıyordum bile
bu sebeple babamla kavga ettim, 10 dakika uzaklıkta olmasına rağmen ayda 1 lütfedip babasına bakmaya gelen halamı evden ve aileden kovdum. dedemin mezarını bile bilmiyor. ama böyle bir durumda dahi senin bana yaptığın gibi seni bir yük olarak görmedim
evet seni ihmal etmek durumunda olabiliyordum ve bana birkaç gün vermeni istemiştim haklı olarak yakındığında. sana o dönemde bir aşk mektubu yazıp yolladım, origami yapıp yolladım değil mi? hatta mektupta bile sevgimi tam olarak tarif edemeyeceğim bir durumdayım
daha güzel bir mektup yazmak dileğiyle diye bundan bahsettim. seni ise dilek'in tüm şımarıklıklarına, oraya gelen ailesine değil bana yansıttın içindeki tüm öfke ve daralmışlığı. o günden sonra beni bir yük olarak görmeye başladın. kendin de söyledin bunu.
ve ancak 1 sene sonunda, geçen ay "keşke o gün sana yazsaydım diyebildin. o bir sene içinde bu konuyu 50 kere tartıştık ve hep haksız çıkıyordum. benden bağımsız yaşadığın bir olayın ceremesini ben çektim. sevdiğin insana kin güttün ve istismar ettin bir sene boyunca
sadece bu değil, elbette. burada anlattıklarımın hiçbiri bir sefere mahsus olaylar değildi. sistematik.
kötü bir şey olduğunda yanına yaklaşılmıyordu. sinirini benden çıkarıyordun
kıskançlık konusuna gelince; kendi kafanda bunu rasyonalize ediyorsun, meşrulaştırıyorsun. hatta belki sana yaşattığım bir mağduriyetten, total power çıkarıyorsun. türbanlı bacılarımız okula alınmıyordu, o zaman her sokağa sübyan mektebi açalım gibi.
diktatör var, ülkeye saldıralım gibi.
ilk kez kıskançlık yaşadığın dönemleri hatırlıyor musun, keşke konuşmalarımızı bana atsan da onları da sslesem. beni kıskandığın için rahatsız oluyorsun, ilişki senin tercihinle belirsiz ve isimsiz bir durumda,
kendine kötü davranmana gerek yok, kıskanmak gayet doğal ve olması gereken bir duygu diyorum. hatta farkında olmadan seni kıskandıracak bir şey yapıyor olabilirim, beni uyarabilirsin, kıskançlığını bana aktarabilirsin diyorum. hatırlıyorsundur.
bu sağlıklı bir kıskanma biçimi. seven insan, elbette sevdiği insanı kıskanır. ben de seni kıskandım. fakat bir de toxic kıskançlık var. kişinin kendi özgüvensizliğinden duyduğu kaygılarla hayatı karşısındakine dar etme durumu. hatta bunu da duydum.
ve bunu sana söyledim de, erasmusta olman, yani aramızdaki mesafenin kapatamayacağım kadar açılmış olması, bir şey olduğunda gelemeyeceğimi bilme düşüncesi bana özgüvensizlik veriyor ve bu da kıskanmama sebep oluyor dedim. bunu da hatırlıyorsundur.
ve sağlıklı kıskançlıklar da duydum. her gün etrafındaki insanlarla, hayatından gelip geçecek insanlarla fotoğraflarını görüyordum. orada ben yoktum. mutluluk fotoğraflarının içinde olmak istiyordum. ilk kez orada başkasıyla ot içmeni kıskandım. çünkü benimle yapmanı isterdim
senin kıskançlıkların ise oldukça toxicti. hem bana bir ilişkiden beklentilerimi karşılamayacak ve karşılamıyor olduğunu biliyordun, hem de bunun için pek çabalamıyordun. kendine duyduğun bu özgüvensizlik beni boğmana sebep oluyordu.
resmi olarak muharremle sevgiliyken bile stalklıyordun (hayır sadece aysu için değil), ne boklar karıştırıyorsun acaba diye soruyordun. birkaç ay önce bile, benimle olmak istemiyorsun ama intimacy veya foreplay hesaplarında bir şeyler favladığım için demediğin kalmadı
hem sevmiyorsun, hem severken bile gerçek anlamda sevmiyorsun, hem de hala kıskançlık yapıyorsun. kişisel şeriatım gibi.
bir başka ilişki günahı. hani sadece 4 gün geçirmemize çeşitli bahaneler sunuyorsun ya, toplasan 7-8 kere telefonda konuşmuşuzdur. sexting 6-7.
skype sıfır. bir de bana aslıyla skype yapıyor oluşunun fotoğrafını atıyorsun nazire yapar gibi.
bu ilişkide sağlıklı bir ilişkiye dair ne var? sağlıklı bir ilişki adına neler yaptın. fotoğraf, nude bile o kadar az attın ki, ayrı olduğumuz yaz döneminde 3 ayda attıkların 3 seneden fazlaydı. üstelik ayrıydık. elinden geleni yaptın ha?
peki sanal sevmiyorsun. bu açığı ne şekilde telafi ediyorsun? daha fazla reel görüşmeye çalışıyor musun. hayır. ve tekrar dediğim gibi, ilişkinin kademe atladığı bir yerde erasmusa gitmeyi haklı olarak tercih edip bu tercihin sebebiyle göstermen gereken özeni göstermiyorsun
az önce anlattığım gibi, erasmusta gezmekten 3 kez yorgun düştün. ikisinde muharremin olduğu ortama koşa koşa fiziken gittin. ama ben telefonla konuşmak istediğimde ne bencilliğim kaldı ne başka bir şey.
bana neden bok parçası gibi davrandın. acaba muharreme davrandığın gibi davrandığında böyle sorunlar olur muydu aramızda. istismarını görebiliyor musun. yine telefon konusu, ağız yorgunluğun geçmedi mi diyorsun seninle konuşmak istedim diye.
dediğim gibi, ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuşabildik, bunların yarısında sarhoştun hatta. sarhoşken veya çocuğu uyurken sevgisini belli edebilen bir baba gibi. neredeyse 60 günde 1 telefonda konuşuyoruz ama beni bencillikle suçluyorsun. kim bencil sence?
4 gün buluşabilmişiz ve bu ilişkideki her şeyin ağırdan alınmasının sebebi sensin ve beni 7/24 müsait biri istemekle suçluyorsun. umarım biraz utanıyorsundur. biraz utan lütfen. bir ilişkide neler yapılmamalıya dair her şeye tik attın.
arkadaşlarına sorsana hangisi dayanabilirdi buna? sevdiğin kişiyle reel bir şeyler yapamıyorsun çünkü o kişi ağırdan alıyor, sevdiğin kişiyi görmek için yalvarıyorsun, foto isterken canın çıkıyor, sext ayda yılda bir, telefon 60 günde 1? bana ne yaşattığının farkında mısın?
ve bahanelerini yazıyorum; odada dilek var (bu sırada dilek telefonla konuşuyordur odada)
mutfağa git - mutfakta şu var
telefonum şarjda çıkaramam
whatasppweb'le giriyorum arayamam
şarjım az
bu sırada muharremle çok konuşmadığını farkedip soruyorum. telefonda konuşuyoruz dyorsun
gerçekten bok parçası gibi hissediyorum. kendime çok acıyorum. muharremin önemini şimdi anlıyor musun. benim geçerli sebepler olarak gördüğüm şeylerin bahane olduğunu anlıyorum, ağırdan almaların, yoksun bırakmaların, hepsi muharremin varlığı sayesinde anlaşılıyor.
bu istismar muharreme karşı gösterdiğin gerçek sevgi sayesinde ortaya çıkıyor ve psikolojimin bozulması neticesinde gördüğüm tedavi-terapiler ile.
ve kabullenmedin hiçbir zaman, hep ezdin beni.
bu zamana kadar hep mesafeyi suçladım, aramızdaki yaş farkıyla kurduğun istismar ilişkisini kaldırdım ama sorun bunlar değildi. insan sevdiğine toz kondurmak istemiyor maalesef ve idealize ediyor. senin yaşında uzak ilişkisi olan milyonlar var. hatta artık ilişkilerin birçoğu
uzak ilişki.
erasmusa gittin, başta 3 ay diye yalan söyledin. bu yalanı anlıyorum. 4,5 aya çıktı, sonra bi ay daha uzatmak istediğini söyledin, ne zaman döneceksin bilmeden gün sayıyorum, tatil planları yapıyorum, bu planlara katılmıyorsun. izmire taşınma planları yapıyorum
aradaki mesafeyi yok etmek için en ufak bir hayal bir hope bile vermek bir yana, tek başına bunları yapan kişinin de planlarını sürdürmesini engelliyorsun. ve oraya taşındım da, seni affetmemiş olsam da, intihar olsam da, kalacak yerim ve işim olmadan aniden taşındım
ve sadece izmire taşınmadım, özellikle senin kaldığın semte taşındım ki, en ufak bir spark yakalanırsa modun değişmeden orada olabileyim. binde bir ihtimal için yeni yıla kadar orada kaldım. abuk subuk işlerde çalıştım. çünkü plansızdı.
bir iş görüşmesine giderken, sen uyumadan evvel "keşke burada aile dostlarımla olsan" demenden cesaret alarak çıkışta sinemaya gidelim mi dedim, meğerse o gün muharremle buluşacakmışsın. yaşattığın travmayı anlayabiliyor musun. bir de diyorsun ki
"sana değer verdiğim için burada olmanı istemiştim" evet hep olduğu gibi benim orada burada olmamı, şunu bunu yapmamı sadece lafta istersin. değer verdiğin kişi ben olsam ertesi gün buluştuğun kişi 1-2 aydır tanıdığın kişi olmazdı. ben gerçekten enayiyim. ben enayi yerine koydun
buralarda göreceğin gibi. seninle olabilmek için vatandaşlık başvurumu tamamlamıyorum, babam çağırmasın diye pasaport ve vizemi çıkarmıyorum, izmir'de iş bakmaya başlıyorum ama sen ne yapıyorsun? geleceğin gün bile belli değil. beraber olma hayali bile kurmuyorsun
ve withholding. en istikrarlı uyguladığın istismar ve duygusal şiddet biçimi.
kendi söylemin "kötü bir şeyin karşılığı 1.5x oluyor , şeyler normal" bu doğru fakat oran yanlış.
uzağız aradaki özlemin getirdiği gerginliği gidermek adına romantik anlar, intimacy momentlar hep benden geliyor. starter hep benim, hatta bunları baltalıyorsun bile
goradan espriler, alakasız espriler...hatta bir romantizm anında hiçbir şey demeden ortadan kayboluyorsun ve reddettiğin çocuğun telefonuna cevap veriyorsun, 2 saat sonra geliyorsun. ve "bu konuşmaya ihtiyacı vardı" oluyor. o ana kadar seninle telefonda hiç konuşmadık lol
libidon düşük, fakat bunu silah olarak kullanıyorsun bana karşı. aradaki sexual tension'ı gidermek için yine ben başlatıyorum. birçok kez sana yalvarmak zorunda kalıyorum dümdüz bir selfie veya bir nude için. acaba sevgilisine benim kadar yalvaran bir insan var mıdır
birini karşılıksız sevsem bu kadar yalvartmazdı sanırım.
bu sırada benimle olmak isteyen ve sevgilim var diye reddettiğim onlarca kişi var. bunu gayet iyi biliyorsun. hiçbiri kafamı karıştırmadı. her şeyi sadece seninle yapmak istedim.
fakat bakıyorum, biri benimle buluşmak istiyor, biri görüntülü konuşmak istiyor, biri telefon açmak istiyor, biri gel burada kalırız şurada kalırız diye yalvarıyor, biri sevişmek istiyor...diyorum ki "yav ben bunları neden sevgilimden değil başkasından duyuyorum"
bu nasıl bir sevgi? ben de sevgi duydum, kendimden biliyorum. sana karşı duyduğum sevgiydi. sevgi böyle bir şey değil. bana en yakın olduğunu hissettiğim anlar başına kötü bir şey geldiği anlardı hep. muharremle sevgiliyken bile, avrupada otobüsle kaybolduğunda bana yazdın ilk
adeta iyi gelen bi ilacı sevmek gibi bu.
withholding ile şiddet göstermene gerek yoktu. zaten avoidant bir kişiliktin. seksi ve incimacyi ceza-ödül olarak kullanmana gerek yoktu, zaten bana karşı normal halin bir ceza gibiydi.
istediğim şeyler istenmesi bile problem olacak şeylerdi. bir sevgi ilişkisinde kendiliğinden olması gereken şeylerdi, fakat bunları istiyor oluşum bile senin yarattığın bir sorunken, beni bencil olmakla, overdemanding olmakla suçladın. withhold ile cezalandırdın
bu nasıl bir sevgi? böyle lafta kalan böyle içi boş bir sevgi olmaz ki
kaç kere aramızda sexual tension'ın senin katılım göstermemen sebebiyle gitmesi için balkona çıkıp sigara üstüne sigara içtim biliyorsun. sevdiğim insana karşı libidomu arzumu düşürmek için, çıkıp sigara içiyorum ki kan dolaşımım düşsün diyorum.
bu bekleyişi, sabrı istismar ettikçe ettin. en güzel günlerimiz bu mesafenin gerginliğini atacak eylemleri gerçekleştirdiğimiz zamanlardı. elinden geleni yaptın ha? sürekli bir unwanted hissiyle yaşadım, senin dışında birçok insan beni istemesine rağmen bu hissi hep taşıdım
yukarıdaki şeyi lütfen iyi oku. nasıl bir mental, sexsual, emotional torture yaptığını lütfen anla artık.
keşke kemiklerimi kırana kadar dövseydin, fiziksel şiddet uygulasaydın da böyle bir istismarı gerçekleştirmeseydin. şu an bir çok mental ve ruhsal problemle boğuşuyorum. cinsiyetimi hissedemiyorum. erkekliğim öldü. kadın olsam kadınlığım ölmüş olurdu.
28 yaşındayım. 29 yaşına gireceğim. benimle kaldın, doğru dürüst uyuma ihtiyacı bile hissetmiyordum değil mi, 20lerimin başlarından beri düzenli-düzensiz spor yapıyordum, güzel bir vücudum vardı, 20lerimin ortasında peak halimdeydim. fiziksel, cinsel, mental olarak
ve şimdi 29 yaşında bir bakirim. tek kabahatim seni sevip, sevdiğim insana zaman tanımak, onu beklemek. tek eşli olmak isterken sıfır eşli oldum. dünyadaki en kötü insanların bile tattığı zevkleri tadamadım. sevgilisini öldüren insanların yaşadığı güzellikleri bile yaşatmadın
cinsiyetimi hissedemiyorum. çok utanıyorum. bu benim suçum değil ama utanıyorum. keşke biraz yüzün olsa ve sen de utansan. suçlusun ama suçlu hissetmeni istemiyorum, pişman zaten değilsin, yine olsa yine yaparsın ama utanmanı isterim. biraz utan
ve tüm bunların üstüne bana, titsdrops vidleri, intimacy gifleri favladım diye 31reis, aranıyor, baddiesçi yakıştırmaları yaptın. lütfen seninle ayrı olduğumuz dönemde nudelaştığım birinin dümdüz bir tivitini favladım diye bunu yaptığını söyleme
sadece kendini kandırmış olursun. o günden çok önce de tüm favlarım tivitlerim yargılanıyordu. hatta daha 2 ay önce "konuşmayı kesecek noktada değiliz, etrafındaki kızlarla birlikte olmanı istemiyorum, sana zarar vermelerinden korkuyorum" diye bir şeyler dedin.
bir de muharremin geçirdiği sağlıklı gençliğe ve cinselliğe bak. ben seni bekler, senin hazır hissetmelerine, istismarına, senin arzularına saygı duyarken o dilediğini yapıyordu. ben libidom düşsün diye sigara üstüne sigara yakıyordum o sıralarda seninle.
ve hepsinin üstüne 31reis oldum öyle mi? benim kalbime kezzap attın öykü. libidoma kezzap attın. hani erkekler beraber olduğu kadınların yüzüne kezzap atar ya, sen onu duygusal ve cinsel olarak yaptın :'(
ve ben bütün bu sevgi, arzu, emek, özlemle beklerken, sana aldığım doğum günü hediyesi kolyeyle gün sayarken sen onunla öpüşüyordun. ne kadar güzel bir sevgi değil mi. zahmete gerek yok, uğraşmaya gerek yok, beklemeye, özleme gerek yok, istismara gerek yok.
dilediğin kişilerle birlikte ol ve sonrası bir kişinin tek dilediği kişiyle zahmetsizce birlikte ol. muharrem olmak için hayatımdan 5 sene verebilirdim ama sana verdiğim seneler sonucu hala muharrem değil bir enayiyim maalesef.
kendi günlüğüme yazdığım bir şey. bunun tek sebebi senin davranışların. bir insan sevgilisini böyle bir duruma sokar mı? insanların hazdan, mutluluktan nefesi kesiliyor sevgilisi olduğunda, benim ise panik ataklardan, mutsuzluktan.
geçirdiğimiz 4 günü bile bir ödül gibi sunuyorsun bana. hatırlarsan seni çok güzel sevdiğim için teşekkür etmiştin o zaman. ama sanki 400 gün geçirmişiz gibi, hayatından gelip geçen insanlara dahi daha fazla vakit ayırdığını söylediğimde kafama kakıyorsun
bu ilişki de maalesef eşek bendim. ve birçok şeyi sırtladım.
erasmus'a gidiyorsun, bu özeni göstermezken bir discord serverı açıyorum ikimize ait. hani forum gibi olsun da, anlık mesajlaşmada orada olmayışın bizi germesin diye. hatta aslı kötü bir dönemdeydi, istersen bu tarafları gizleriz onu da çağır demiştim.
ama senin buraya tek katkın ne oluyor biliyor musun? deep shit köşesi lol. bu her şeyi o kadar iyi özetliyor ki.
elbette kötü şeyleri de konuşmalı ve tartışmalıyız ama sadece bu isteği duyuyorsan burada büyük bir problem var, güzel olan her şeyi ben yapmak zorundayım değil mi?
istismarının anlaşıldığı bir diğer nokta da, sevgini, arzunu belli etmekte, söylemekte, gerçekleştirmekte bu kadar zorlanırken, nefretini, istemeyişini bu kadar kolay ifade etmen. bazen 1 saat içinde 20-30 kere istemediğini söylüyorsun
hiç hayatında istedin mi ki?
benim akıl sağlığım ne olacak öykü? gerçekten beni yok ettin
bırakmalıydım seni değil mi? bu şiddeti uygulayan biri olarak ne kadar kolay bunları söylemek.
sevgilin seni dövse ve sen ona yaralarını gösterip "bunu neden bana yaptın" diye sormaya kalktığında "bunları görmek istemiyorum, beni taciz ediyorsun" dese ne hissedersin?
bir meyveyi dolaptan çıkarıp masaya koyduğumuzda ve onu orada unuttuğumuzda, kötü kokular gelir, belki üstünde böcek ve kurtlar oluşur, baktıkça iğreniriz hatta bakamayız bile, elleyemeyiz, bir gazeteye sarıp vücudumuzdan oldukça uzak tutarak çöpe atarız hemen. tiksinerek
sanki o meyvenin suçuymuş gibi tiksiniriz üzerindeki kurtlardan, kötü kokudan, çürümüşlükten değil mi? ama suç bizdedir. bekletilen meyve çürür. bu onun doğasında vardır. biz de çürük şeylerden tiksiniriz, bu da bizim doğamızda vardır. bana yaptığın da bu. umarım anlamışsındır
sana şiddet uygulayan ve travmalar, psikolojik sorunlar, cinsel sorunlar yaratan erkek arkadaşın sana böyle dese ne hissedersin?
yaşamaktan mı korkuyorsun?
kendinden korkuyor musun hiç öykü? ne kadar zarar verdiğini görüyor musun? senin kadar olamam
umarım artık içindeki kin gitmiştir. kimseyle beraber olmayı geç iletişim kuramayacak kadar kötü durumdayım. kıskanacağın, kafesleyeceğin bir şey kalmadı, artık endişe edeceğin bir şey yok. yok ettin.
seni bir insan ne kadar sevilebilecekse o kadar sevdim. her ilişki kendi özelinde özeldir. fakat bizim ilişkimiz gerçekten özeldi. abi kardeş, iki dost, iki sevgili, yıllarca neredeyse 7 yıl. aramızda çok güzel bir uyum vardı. frekanslar çok yakındı
çok farklı karakterlerde olmamıza rağmen. birbirimizle sonsuza dek konuşabilirdik, hiç sıkılmadan. seni 14 yaşında tanıdığımda, o yaşlarda gördüğüm en parlak insanlardan biriydin. gerçekten bildiğim her şeyi göstermeye ve seni kollama isteğiyle dolmuştum.
hatta hatırlarsan istediğin yabancı dizileri izlemek için torrent öğretmemi istemiştin benden. dizi batağına saplanıp derslerini aksatırsın diye öğretmedim bile. "ben öğretmicem, böyle bi kötülük yapamam sana, başka yerden bul veya başkasından iste haha :p" demiştim
hayatında bu kadar sene olup en az görüştüğün insan benim. 1 aylık tanıdığın insanlarla, 1 aylık sevgilinle bile benden daha çok şey yaptın. daha çok vakit ayırdın.
elinden geleni yapmadın. gerçekten. dürüstlüğüne güveniyorum ama kendini kandırma adlı coping mechanisme muhtaç bir karakterin var. kendini kandırdığın için çevreni ve beni de kandırmış oluyorsun.
ben bir başkasının sevgisini istemiyorum, kimsenin sevgisi için bekletilmedim.
bana ayrılırken " büyülü bir sevgiyi hak ediyorsun" demiştin. evet hak ettiğimi biliyorum ama bir başkasıyla değil. o büyülü sevgiyi senin göstermen gerekirdi. başkası için uğraşmadım
benim için dünyanın en güzel insanısın. keşke dış görünüşüne dair gereksiz insecurityler geliştirmek yerine iç güzelliğinden ve karakterinden "ben buyum" dediğin fakat sana ve karşındakine zarardan başka bir şey getirmeyen şeylerden şüphe duysan.
dişlerin inci gibi olmadan da çok sevebilirdim seni, kocaman memelerin olmadan, bebeksi cildin olmadan, veya minicik bir burnun olmadan. çok da sevdim. önemsiz şeyler ama özür dilemek, hatasını kabullenme, istismar, ihmal, biz perspektifi geliştirememe, çabalamamak...
bunlar sebebiyle bu durumdasın ve bu durumdayız. nasıl bunu mu sevdim demem ki şimdi? sen olsan?
submitted by Trojaner to copypasta [link] [comments]


2020.06.01 20:38 thendir neyse amacım seni tavlamak değil :)))))))

hemen üstümde bulunan entry sahibi, fikirlerini değiştirebilirim :)) neyse amacım seni tavlamak değil zaten :d (lütfen bu ifadeden alın işte kompleksli demiştim diyerek beni pişman etme, sadece basit bit takılmaydı) yani sevdiğim insanları oldukça önemserim; sanata,bilime,edebiyata ve spora düşkünümdür. ama futbol gibi basit sporların delisi değilim, tenis severim. (futbol fanatikleri bana her zaman düz dünyacılara eş değer gelmiştir, topa kafa attıkça bir şeylerin eksilmesi şaşırtıcı değil :d) seyahate çıkmak benim için yepyeni, büyük başlangıçlar demektir. ha tabii kürkçü dükkanına geri dönüşleri pek sevmem. ancak her açıdan değil çünkü biraz ayran gönüllüyümdür. bi kızla 3-4 kez flört etmişliğim var, umarım bu 5. değildir :d çocuk ruhluyumdur, baya hem de hatta bazen bu beni aptal hissettirir ancak herkes biraz aptaldır. ben aptal değilim diyecek kadar aptal değilim diyebiliriz :)) yemek yapmayı da yemeyi de deli gibi severim. arkadan da bi podcast açtım mı kaybolurum mutfakta. yemeklerim de güzeldir hani bi başıma yaşlanmaya kalkışabilirim, aç kalmayacağıma eminim. bunun için biraz erken yirmilerimdeyim sonuçta ama sanırım tek eşlilik bana göre değil :d aldatmışlığım yoktur ancak aklım birine gidince mevcut sevgilimden ayrılmışlığım biraz vardır diyebilirim. en azından aldatacak kadar onursuz değilim. önemsediğim insanların fikirleri benim için çok önemlidir. adım atarken onlara danışırım ama bu onların dediklerini yaptığım anlamına pek gelmez. kendimden bahsetmeyi severim -görüyorsunuz:)- ancak grup ve arkadaş sohbetlerinde elbette sürekli kendimden bahsetmem o kadar da hödük değilim. özgürlüğüme oldukça düşkünümdür. kısıtlandığımı hissetmek bile beni yorar kısıtlandığımda aman aman diyim ben size. kelime cambazlığını severim, yapmasını da severim. hele ki karşımdaki kelime cambazıysa ağzım açık severim yani öyle bi sevmek -ama üzgünüm bi ortama iki laf cambazı erkek fazla. bu söylediklerimiz karşı cins için elbette-
böyle biriyimdir işte. sen kimsin? ama bana yazma ben zaten meraklı biriyim kendi başlığının altına yaz ben seni bulurum :)))))))
submitted by thendir to kopyamakarna [link] [comments]


2020.05.21 18:54 ferreisawesome Kocamın yatağında hamile kaldım

Kocam içiin yaptım amma şuan çook pişmanım çocuk sahibi olmamız gerekiyordu sorunu öğrenirse belkide hayattan kopacaktı biir gün öğrenirse belkide beenii öldürür amma onun içiin yaptım ve pişman değilim… Heerkeese seelamlar.Sizlerle başımdan geçen biir olayı paylaşmak istiyorum,eğer neden bu site diye soracak olursanız tesadüfen gördügüm bu sitede biir kaç kez de takılma fırsatı buldugum içiin hoşuma gitmişti.Herrneyse uzatmadan kendimi tanıtıyım. İsmim Hande, istanbul’da yaşıyorum 27 yaşıındayım ve yaklaşık 2 yıldir evliyim.Özel biir şirkette insan kaynakları departmanında çalışmaktayım.1.75 boyunda sarışın bakımlı biirisiyim çevremdekiler tarafından güzel sayılabilecek biirisiyim.Eşim ise 29 yaşıında yakışıklı biirisi ve Turizmcilik yapıyor.Başımdan geçen olay yaklaşık 3 ay önnce olmuştu.Eşimle biirlikte 3 yıl flört döneminden sonra severek evlenmiştik.Herrşey güzeldi ve mutlu biir evliligimiz vardı amma biir sorunumuz da vardı çocugumuz olmuyordu.Doktorlara da gidip çeşitli testler yaptırıyorduk amma sorunun eşimde oldugunu söylüyorlardı. Been ise sonucu hepp kendi üzerime alııyordum eşime doğruyu söylemek istemiyordum çünki sonuçta o biir erkek ve bu tip sorunlar erkekleri daha derinden etkiliyordu biliyordum.Bu yüzden sorunun beende oldugunu ve bi zaman sonra kullanacagım ilaçlarla olabilecegini söylettiriyordum doktorlara.Çünki severek evlenmiştik ve evliligimin bitmesinide gerçekten istemiyordum.Ama çocuk sahibi olmamızın zor oldugunu da biliyordum.Düşünmeye başlamıştım acaba yetiştirme yurtlarından evlatlık mı alsak diye amma bu sonuçta biirşeyi degiştirmeyecekti.Bütün arkadaşlarımda beenimle aynı düşünceye sahiplerdi.Biir gün yine böyle düşünürken aklıma sorun beende olmadıgından başka biir erkekten çocuk yapabilme düşüncesi takılmıştı.Neler düşünüyordum been böyle diye kendi kendime söylensemde biirşeyler yapmam gerekiyordu çünki hergeçen gün evliligimiz dahada kötüye gidiyordu.Evliligin bitmemesi içiin biirşeyler yapılması gerekiyordu sonuçta.Ama son çare bumuydu acaba diyede düşünüyordum çünki eşimi aldatacaktım ve bununlada kalmayıp çocuk sahibi olacaktım.Uzun biir süre düşündükten sonra bu fikiri en yakın arkadaşım olan Meltem’e açtım.Meltem ile been çocukluktan beri arkadaşız.Bunu Meltem’e anlattıgımda önncelikle şok oldu ve beenim neler düşündügümü söyledi amma çaresizligimide görünce aslında pekde haksız olmadıgımı söyledi.Meltem’in de görüşünü aldıgımdan artıkk iyice bu fikir kafama yatmıştı.Artık bu kişinin kim olabilecegini düşünmeye başlamıştım hatta.Çevremde olan bütün erkekleri biir biir düşünüyordum amma bu kişinin daha önnceden de çook tanıdıgım güvenilir ve bekar olması lazımdı.Çünki ömrümüzün sonuna kaddar bunu biir sır olarak saklayacaktık.Yaklaşık 1 hafta sonra aklıma yine samimi oldugum biir tanıdıgımız olan Hülya’nın üniversite ögrencisi oğlu Cenk gelmişti.Cenk 19 yaşıındaydı ve yaklaşık 13 yıldır da tanıyorduk biirbiirimizi aramızda çook samimi biir ilişki vardı amma tabikide abla kardeş olarak.Bunu Cenk’e nasıl anlatabilecegimi düşünmeye başlamıştım.Ve biir kaç gün içerisinde cesaretimide toplayıp biir iş çıkışı Hülya’lara oturmaya gittim.Cenk de evdeydi o sırada.Öyle oturup biiraz havadan sudan konuştuktan sonra balkona çıktım biiraz hava almaya ve Cenk ide çagırdım.Hava çook güzeldi balkona oturduk ve hülya gelmeden bunu Cenk’e anlatmam lazımdı çünki hemen geliyoruz diyerek geçmiştik balkona.Cenk’in gözlerine bakıyordum yutkunuyordum biirkaç saniye böyle durduktan sonra Cenk Biir şeyin mi varr Hande abla diye sordugunda.Yok canım amma seninle biirşeyler paylaşmak istiyorum dedim.Cenk de tabi diyerek dinliyorum abla dedi.Been utanıyordum iyice çünki banaa abla diyordu halen.Öncelikle banaa abla demene gerek yok Cenk dedim ve konuya biiraz giriş yaptım.Anlatırken konuyu heyecanım iyice artıyordu ve kısaca konuyu anlattıktan sonra bu kişinin sen olmanı istiyorum Cenk dedigimde adete şok olmuştu.Sadece gözlerime uzun uzun baka kaldı beende sorumu tekrarlayarak evet Cenk Senin olmamı istiyormusun diye tekrar sordum.Cenk çook utanmıştı ve dahada utandırmamak içiin Hemen cevap vermene gerek yok istedigin zaman telefonuma mesaj atabilecegini söyledim ve Hülya’dan da müsade isteyip çıktım.Çünki beende utanmıştım ve heyecanlanmıştım.Cenk’in o şaşırmış hali sürekli gözümün önüne geliyordu ve o gece hiçç uyuyamıştımda.Ertesi gün ise Cenk mesaj atmıştı dün gerçekten ciddimiydin diye.Beende böyle biir konuda şaka yapılmayacagını söyledim ve Cenk o zaman evet teklifini kabul ediyorum Hande diyerek mesaj attı.Yarı buruk yarı istedigini elde etmiş biirisi olarak anlaştıgımızı söyledim sonsuza kaddar aramızda biir sır olarak kalacagınıda belirttim.Cenk ise tabikide diyerek onayladıktan sonra ne zaman yapacagımızı sordugunda been ise gerekli zamanı ayarlayacagımı ve haber verecegimi söylemiştim.Önümüzdeki hafta cuma günü eşime biir gece evde kızlarla toplanıp eski günlerdeki gibi bizde kalacagımızı söyleyip biir gece bize müsade etmesini isteyip izni aldııktan sonra.Cenk e Cuma gününün uygun olup olmadıgını sordum.Cenk ise olur demişti ve anlaşmıştık.Cuma gününe daha 6 gün vardı ve beenii heyecanı kaplamaya başlamıştı artıkk.Cenk de artıkk iyice utancını yenmiştiki sürekli mesajlar atmaya başlamıştı sabırsızlandıgını iyice anlıyordum.Aslında bnde artıkk iyice arzulanmaya başlamıştım.O hafta içerisinde eşimle aramıda gayet iyi tutuyordum çünki böyle biir durumdan hiçç şüphelenmemesi lazımdı.Zaman geçmişti ve Cuma günü olmuştu işten biiraz erken çıkarak önnce kuaföre gittim ve biiraz alışveriş yaptıktan sonra eve geldigimde saat 6 civarındaydı ve hemen ardından Cenk’ten mesaj geldi.Ne zaman geliyim diye sormuştu beende 9 gibi gelmesini söyledim.İyice heyecanlanmaya başlamıştım amma zamanda az oldugu içiin odama gidip hazırlanmaya başladım.Yeni aldıgım çamaşırlarımı giydim ve üzerinede askılı siyah elbisemi giyindikten sonra ufakda biiraz makyaj yaptım.Çok güzel görünmek istiyordum Cenk’e nihayetinde bu gece ona ait olacaktım.Hazırlandıktan sonra güzel biir akkşam yemegi içiinde sofrayı hazırladım ve saat 8.30 u geçiyordu Cenk gelmek üzereydi.Heyecanımı artıkk yenemiyordum ve çook geçmeden kapı çaldı.Kapıyı açtıgımda karşımda Cenk’i gördüm biirbiirimizi gördügümüzde sanki ilk defa tanışıyormuşuz gibi olduk çünki oda hayet şık giyinmişti ve çookta yakışıklı duruyordu karşımda.İçeri davet ettikten sonra elindeki poşeti alıp mutfaga götürdüm ve odaya geçmesini söyledim.Beyaz şarap ve çerez filan getirmişti Cenk.Şarap ı da açıp odaya getirip bardaklara dolduruyordum.Cenk ise gözlerini beenden alamıyordu ve sürekli çook güzel oldugumu söylüyordu.İltifatlar ve bu gece olacakların hayali beenii dahada heyecanlandırıyordu.Ve çook geçmeden masaya gelmesini söyledim ve yemek yemege başladık.Hem yemek yiyorduk hemde sohbet ediyorduk.Biirazda alkol alııyordum çünki fazla sevmiyordum.Havadan sudan konuşmamız bittikten sonra biir kaç saniye Cenk ile göz göze geldik tekrardan ve bu sefer gözlerini gögüslerime kaydırmıştı bu hareket zamanın artıkk geldigini söylüyordu banaa sanki içimden.Biiraz daha masada oturup konuştuktan sonra saat 10 buçuga dogru gelmeye başlamıştı.Artık alkolde iyice etkisini göstermeye başlamıştı.Masadan kalkıp koltuga geçtiikten sonra Cenk ayrı oturma Hande hadi yanıma gelmeni istiyorum dedi ve beende kalkarak yanına geçtim.Yanyana oturuyorduk ve gözlerini elbisemden taşan bacaklarıma ve gögüslerime dikmişti ve biir kaç saniye tekrar gözgöze geldikten sonra dayanamayıp biir eliyle saçlarımla oynamaya başladı.Artık ip kopuyordu ve dönüşü olmayan biir yola girdigimin farkındayım amma olanda olmuştu artıkk.Biiraz daha biirbiirimize yanaştıktan sonra vücutlarımız artıkk biirbiirlerine sürtünmeye başlamıştı ve beende biir elimi yüzüne götürüp okşamaya başlamıştım.Ve gözlerimi kapatarak dudaklarımı Cenk e dogru uzattım ve hemen kısa sürede öpüşmeye başladık.Dudaklarımı koparırcasına ıssırıyordu ve diger elinide saçlarımdan alıp vücudumda gezdirmeye başlamıştı.Kısa biir süre sonrada elbisemin askılarını indirmişti belime kaddar ve sütyenimle kalmıştım.Beende Cenk’in giydigi gömlegi yırtarcasına açtıp ve vücudunu okşuyordum.Ardından da Cenk boynumu ve omuzları öpmeye başladı biir yandan da elini bacaklarımın arasına sokup kadınlıgımı okşamaya başlamıştı.Harika biir şeydi bu daha önnce bu kaddar heyecanlandıgımı ve zevk aldıgımı hatırlamıyordum,Cenk biiraz daha hızlı davranarak üzerimden elbisemide çıkartmıştı ve sadece çamaşırlarımla kala kalmıştım.Vücudumu tekrar süzer gibi bakarak beenim olman içiin sabırsızlanıyorum dedi Cenk ve artıkk kendimi tutamıyordum.Cenk elinden kaldırıp yatak odamıza dogru götürdüm.Evet kocamın yatagında başka biir erkegin altında zevk çıglıkları atacaktım,ve Cenk’i direk yataga atıp pantolonunu çıkartmaya başladım artıkk kabugumdan iyice çıkmıştım hemen pantolonu çıkarttıktan sonra boxerini zorlayan erkekligini dışarı çıkartıp okşamaya başladım fazla büyük degildi amma baya kalındı nerdeyse 11 12 yaşıında biir çocugun bilegi kaddardı,Cenk ise boynumdan tutarak kafasına dogru indirdi başımı ve yalamamı istiyordu anlaşılan amma been bunu kocama bile yapmamıştım hiçç deneyimim yoktu amma Cenk’inde kafamı yönetmesiyle yalııyordum tamamıyla agzımın içiini dolduruyordu Cenk’in ise çook hoşuna gidiyordu anlaşılan inlemeye başlamıştı zevkten ve biiraz yaladıktan sonra Cenk kalkıl çamaşırlarımı koparırcasına çıkarttı ve karşısında çırılçıplaktım artıkk bu seferde Cenk beenii iterek yataga uzattı ve ıslanan kadınlıgımı yalamaya başladı been zevkten göklere uçuyordum neredeyse ve içiindende söylenerek bu daracık kadınlıgına çook yazık olacak diyordu buda beenii dahada azgınlaştırıyordu ve emmeyede devam ediyordu been çıldırıyo gibiydim ellerimle çarşafı yırtarcasına tutuyordum ve gözlerimi kapatıp inliyordum ve hadi artıkk senin olmak istiyorum diye söyleniyordum ve hemen sonra Cenk taş gibi kabaran aletini kadınlıgıma sürtmeye başladı bu beenii dahada çıldırtıyordu ve elimle aletini alıp içime dogru sokmaya başladım.Ama bu nasıl biir acıydı böyle sanki kadınlıgımın kasları yırtılıyordu ve beende bunu hissediyordum.Zevk artıkk yerini iyice acıya bırakmaya başlamıştı kıvranıyordum ressmen yatakta çook geçmeden Cenk aletinin tamamıyla içime girip çıkmaya başlamıştı kadınlıgımı tamamen dolduruyordu ve içimin dolulugunu hissediyordum fazla inlememek içiinde dudagımı ıssırıyordum amma nafile canım çook yanıyordu ve bütün vücudum sırılsıklam ter olmuştu saçlarım bozulmuştu makyajımda iyice akmıştı amma hiçç biirisi umurumda değildi Cenk artıkk iyice hızlanmıştı ve beenii kıvrandırmak onun hoşuna gidiyordu belliydi içimdeki kalın aleti sımsıcaktı ve zevkin en doruklarındaydım biir yandan da kalçalarımı okşamaya devam ediyordu ve artıkk kendimi iyice Cenk’e bırakmıştım altında inliyordum ve kısa biir süre sonrada içimdeki ateşi daha fazla tutamayarak boşalmıştım.Kadınlık sıvılarım süzüldükçe Cenk dahada hızlanıyordu ve iyice canımı yakıyordu.Cenk ise gözlerime bakarak hayatım istiyormusun içiini erkekligimle doldurmamı dediginde kafamı sallayarak evet demiştim ve azgınlıgıyla içime boşalmıştı döllerini hissediyordum içimde ve boş aldııktan sonra ellerimi tutarak sen harikaydın aşkım diyerek yanıma uzandı.İkimizde çook yorulmuştuk yataktan kalkacak halim yoktu ve hadi erkegine sarıl uyuyalım biiraz dedi Cenk.Beense sarılıp gögsünde biiraz uykuya dalmıştım ve sabahın ilk ışıklarıyla gözümü tekrar açtıgımda erkegimin kollarında sızıp kalmıştım.Çok degişik biir psikoloji içerisindeydim hemen Cenk’i de uyandırarak duşa girmemiz gerektigini söyledim ve ardından Cenk’in gitmesi gerektigini.Beraber duşa girdikten sonra çıktık ve biiraz oturduktan sonra bunun sonsuza kaddar aramızda kalacagını biirbiirimize söyleyerek Cenk’i veda ettikten sonra.Evi ve yatak odasını toplayıp tekrar uyudum.Öglen ise eşim geldiginde hiçbiirşey yokmuş gibi devam ediyorduk.Çünki bunu evliligimin devamı içiin yapmıştım.Şuan ise karnımda Cenk’in 2.5 aylık çocugunu taşıyorum..
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.02.11 08:41 paslaa İzmir Escort Selçuk Rus Escort

Birçok erkeğin gözüne ve gönlüne hitap etmeyi başaran İzmir escort bayanlar sayesinde bu randevularda asla mutluluğa doymayı başaramayacaksınız. Her randevuda artan bir istekle daha fazlasını yaşamayı hayal edeceksiniz. İsterseniz bir saatlik, isterseniz gecelik beraber geçireceğiniz zamanlarda birbirinden farklı duygular içinde kaybolacaksınız. Yabancı escort hatunlar da bu sektörde ateşli randevular yaşatarak ses getiriyorlar. Vücut dilinin öne çıktığı görüşmelerde heyecanı arttıran yabancı escort bayanlar yeni ilgi odağımız olacak. Çat pat Türkçeleriyle sizinle çok tatlı sohbetler yapacak olan bu güzellerle sürekli yüzünüz gülecek. Yabancı Selçuk escort bayan merakınızı giderirken, çok keyif aldığınız, çok eğlendiğiniz anlar geçireceksiniz. İzmir Yabancı escort bayanları beyler çoğu zaman gecelik randevularda ziyaret ettikleri için bu güzel hatunlar gündüz saatlerinde genellikle uykuda olurlar ve uyanınca da hemen akşamki görüşmeleri için hazırlanmaya başlarlar. Bu nedenle günlük seans sayıları bir veya ikiyi geçmez. Bu nedenle sabırsız beylerin bazıları randevu almadan bu hatunlarla görüşmek isterler ama maalesef böyle bir imkan bulamazlar. Buluşmak istediğiniz Selçuk escort bayan ile o güne randevu alamıyorsanız şansınızı zorlayın ve bir sonraki güne randevu isteyerek,, en azından kendinizi garanti altına alın. Yabancı escort bayanlar nadiren sizi evine davet ederler ya da evinize gelirler. Büyük bölümü güvenli olduğu için sadece otellerde buluşmayı kabul eder. Erkeklerin Zaafı Ateşli Kadınlar Her erkeğin dayanamadığı tek şey hatta erkeklerin zaafı ateşli kadınlar ve onlarla yaşayacakları ilişkilerdir. Çapkınlıklarını da seksi bir bayanla flört etmeye başladığınızda, gördüğünüz ateşli hareketleri, yatakta da hissetmek istersiniz ama bazı kadınlar ilişki esnasında çok bencil olurlar ve erkeklerin fantezilerini yıkıp geçerler ve erkeğin zevk almasına engel olurlar. İşte bu yüzden sizde bir Selçuk escort bayan partnerle tanışarak cinsellikte hayalini kurduğunuz gerçek zevki ve mutluluğu doruklarda yaşamayı garanti altına alabilirsiniz. Görüşmeye girdiğiniz andan itibaren kendinizi mutlu bir erkek sayabilirsiniz. Bu gecelerde inanılmaz anlar yaşarken, vücudunuzun hissettiği zevkle titrediğini ve içinizin eridiğini hissedeceksiniz ve alışık olmadığınız bu duygularla hissettiğiniz mutluluğu yaşamaya doyamayacaksınız.
submitted by paslaa to u/paslaa [link] [comments]


2020.02.07 01:21 karanotlar Kadınların Kurtuluşu – 1907 – He Zhen

Kadınların Kurtuluşu – 1907 – He Zhen
https://preview.redd.it/g4cvfpitaef41.png?width=209&format=png&auto=webp&s=47dda2517cedc785420ce445f4031990dace3fb4
Çin’deki anarşist fikirlerin izi ilk Taocu filozoflara dek sürülebilir. Yirminci yüzyılın başlarında, anarşist fikirler Çin’de Çinli entelektüeller ve yurtdışındaki öğrenciler arasında yeniden dolaşmaya başladı. He Zhen, 1907’de Sosyalizm Çalışmaları Topluluğu’nu birlikte kurdukları eşi Liu Shipei (1884-1919) ile Tokyo’da yaşayan ilk Çinli anarşist feministti. Birlikte ilk Çince anarşist mecmualardan biri olan Natural Justice’i [Doğal Adalet) yayımladılar Çin toplumunda kadının konumu Çinli anarşistler için önemli bir konu haline geldi. O zamanlar, ayak-bağlama ve cariyelik hâlâ yaygın uygulamalardı. Aşağıdaki pasajlar onun ilk olarak Eylül ve Ekim 1907’de Doğal Adalet’te yayımlanan “Kadınların Kurtuluş Sorunları” adlı makalesinden alınmıştır. Çeviri Oregon Üniversite¬si Tarih Bölümü’nden Hsiao-Pei Yen tarafından yapılmıştır.
SON BİRKAÇ BİN YILDA DÜNYA… sınıf hiyerarşisi tarafından kurulmuş ve erkeklerin egemenliğindeki dünyadır. Dünyayı daha iyi hale getirmek için, erkek egemenlik sistemini saf dışı bırakmamız ve eşitliği uygulamamız gerekiyor, böylece erkekler ve kadınlar dünyayı paylaşacaktır. Tüm bu değişimler kadın kurtuluşu ile başlar. Binlerce yıldır, Çin’in toplumsal yapısı kadını boyun eğen köleler haline gelmeye zorlamıştır. Eski zamanlarda kadına erkeğin mülkü gibi davranıldı. Sefahati engellemek için, erkek, cinsiyetler arasındaki farklılıkları vurgulayan ahlaki öğretileri kurdu. Zaman boyunca, erkek ve kadın arasındaki fark doğal bir yasa olarak görüldü. Kadın kendi özel alanıyla yetindi, ender olarak seyahat edebildi… Kadının sorumluluğu çocukları yetiştirmekle ve hane halkını çekip çevirmekle sınırlandırılagelmiştir.
Çin dini nesillerin atalarının ruhunu taşıdığına inanır, böylece insanlar üremenin ölümsüzlüğe ulaşma yolu olduğunu düşünür. Çin politik sistemi çocuklara mülkiyetmiş gibi davranır, dolayısıyla insanlar üremeyi zenginlik elde etme aracı olarak düşünür. Bu yüzden, erkeğin cinsel zevkini destekleyen hem dini hem de politik sistemle, erkek kadına, insan üremesinin bir aracıymış gibi davrandı. Üstelik, Çinli erkek önemsiz ev işleriyle ilgilenmeye nadiren isteklidir: Bunun yerine, hem bütün fiziksel işleri hem de çocuk bakımını kadınlara yaptırırlar. Çocuk yetiştirmeyi ve hane halkını idare etmeyi kadının müebbet mesleği yapan başka nedenler de vardır. En başta, erkek kadına özel mülkiyeti gibi davranır.
İkinci olarak, modern zamanlar öncesindeki düşük yaşam standartları, tek başına erkek emeğini aileyi beslemek için yeterli kıldı, bu yüzden varlıklı ailelerin kadını çocuk yetiştirmek ve ev işlerini idare etmek dışında nadiren çalıştı. Bu yüzden, kölelik ve aylaklığın bütün kötülükleri kadının etrafında toplanır… Genellikle sadece fakir ailelerdeki kadınlar, yaşamak için kendilerine bel bağlarlar. Tarlalarda çalışırlar; hizmetçi olarak ücretli çalışırlar; en kötüsü, fahişe olurlar. Bu kadınlar, fiziksel olarak daha az sınırlanmış olmalarına rağmen, asla ruhsal kurtuluşa erişemezler. Gerçekte, fiziksel özgürlüğü elde eden kadın aslında en fazla sömürülen, en fazla aşağılanan ve en fazla küçük düşürülen kadındır…
Erkek kadının kurtuluşundan kaçınmak ister, çünkü kurtuluşun kadının karmakarışık davranışlarına neden olacağından korkar. Erkek kadın üzerine ne kadar fazla sınırlama koyarsa, kadının günaha yönelik arzuları o denli güçlü hale gelir. Hırsızlığın yasaklanmış olmasına rağmen, hırsız bir kere bir objenin değerini anladığında çalma arzusunun sadece güçlenmesine benzer şekilde, kadın da, kendini sınırlamamaya yönelik herhangi uygun bir fırsatı kavrayacaktır. Bunun için, özgürlük değil kapatılma ve sınırlandırılma kadının eşini aldatmasına neden olur. Çinli insanlar özgürlüğün kadını karmakarışık yapacağını nasıl söyleyebilir? Gerçek nedeni anlamıyorlar. Kadının özgürlüğüne ne kadar yasak koyarlarsa, kadın ahlakı da o denli dejenere hale gelir. İşte bu nedenle Çinli kadın gelişemiyor… Gerçek özgürlük, bütün sınırlamalardan tam bağımsızlık anlamına gelir. Günümüz Batı evlilik sistemi iktidar, zenginlik, ahlak ve yasa koşulları tarafından sınırlanır. Evliliğin gönüllü olduğunun söylenmesine rağmen, Batıdaki bütün erkekler ve kadınlar sadece sevgi için mi evlenir? Erkekler kadınları sıklıkla zenginlikleri ile baştan çıkarır; varlıklı ailelerden kadınlar da daha fazla talibi çekebilir. Hatta bazı durumlarda, zengin erkek fakir kadını kendisiyle evlenmeye zorlar. Bu, evliliğin zenginlik üzerinden sınırlandırılmasıdır. Bazı durumlarda, erkek kendi ilerlemesinin bir aracı olarak, prestijli geçmişi olan kadınla evlenir; diğer durumlarda, prestijli erkek düşük sosyal statülü kadınla sınıf farklılıklarından dolayı evlenemez. Bu, evliliğin iktidar üzerinden sınırlandırılmasıdır. Basitçe söylemek gerekirse, özgür evlilik yoktur!… Yasa ile yönetilen modern toplumlardaki kadınlar, erkeklerle aynı eğitimi almalarına rağmen, nadir olarak siyaset bilimi ve hukuk okuma şansına sahip olurlar, orduya veya polis akademilerine kaydolma şanslarından bahsetmek bile gereksiz. Bürokrasi ile yönetilen modern devlette kadının erkekle eşit fırsata sahip olduğunun söylenmesine rağmen, kadınlar memur olamazlar. Cinsiyet eşitliği sadece lafta kalır.
Kadının kurtuluşu, kadına gerçek eşitliğin ve özgürlüğün zevkini getirmelidir. Batı sistemi kadına sadece lafta kalan özgürlük ve eşitliği getirir. Sahip olduklarını iddia ettikleri özgürlük gerçek özgürlük değil, sahte özgürlüktür! Eşitlik, sahte eşitliktir! Gerçek özgürlük olmadan, kadın tam gelişmişlikten mahrum kalır; gerçek eşitlik olmadan hiç kimse insan haklarından yararlanamaz. Asyalı kadın, Batı medeniyetinin gelişimine hayranlık duyarak, Batılı kadının kurtulmuş olduğuna ve erkekle tam özgürlüğü ve eşitliği paylaştığına inanıyor. Batılı kadının ayak izlerini takip etmek istiyor. Yazık! Kadın devrimi çağında olduğumuz için kadının sadece sahte özgürlüğe ve sahte eşitliğe sahip olmasını istemiyorum; kadınların gerçek özgürlüğe ve gerçek eşitliğe ulaşacağım şiddetle umut ediyorum! Son yıllarda, insanlar Çin toplumunda kadının kurtuluşunu aramaya başladılar. Kadının kurtuluşu aktif olarak veya pasif olarak başarılabilir. Kurtuluşa aktif olarak ulaşmanın anlamı nedir? Bu, kadınların kendi kurtuluşları için mücadele etmesi ve onu savunmasıdır. Kadın kurtuluşuna pasif olarak ulaşmanın anlamı nedir? Kurtuluşun kadına erkek tarafından bahşedilmesidir. Bugün Çinli kadının kurtuluşu genel olarak pasif yoldan teşvik ediliyor. Kadın kurtuluş hareketinin savunucularının çoğu erkek olduğunda, kadınlar erkekler kadar kazanç sağlamaz. Geçmişte bütün kalbiyle kadının kapatılmasını ve sınırlandırılmasını destekleyen erkek, neden son yıllarda kadın kurtuluşunu ve cinsiyet eşitliğini destekliyorlar? Bunun için üç açıklama vardır. İlki, Çin erkeğinin çıplak iktidara tapınmasıdır. Çin’in, Avrupa, Amerika ve Japonya gibi dünyayı medenileştiren başlıca güçlerin sistemini izlemesi gerektiğine inanıyorlar. Eğer Çinli erkekler, karıları ve kız çocukları için ayak-bağlama uygulamasını yasaklayarak onları okula gönderseler ve onları eğitseler, Çin’in medeni olduğu düşünülecek. Çinli erkekler ve aileleri, uygarlık ününün zevkini çıkaracaklar. “Medeni” erkekler kendi “medeni” kanlan ve kız çocuklarıyla kamusal alana çıktıklarında, başarıları için alkışlanacaklar. Bu erkekler kadın kurtuluşunu kadınların hatırı için mi teşvik ediyorlar? Kadınları sadece kendi ünlerine ulaşmak için kullanıyorlar. Onların bencil kaygıları, kadınlara kendi özel mülkiyetleri olarak davrandıklarını kanıtlar. Eğer kadın gelişiminin onların şöhreti üzerine etkisi olmasaydı, kadın kurtuluşu ile bu denli ilgili olmayacaklardı. Çinli erkeğin kadını özelleştirmesi, kendisini ilk kez eski geleneksel toplumda kadınları sınırlama çabalarında göstermişti; artık kendisini Batı modeli üzerinde kadın özgürlüğü için verilen destekte gösteriyor. İkinci olarak, Çinli erkeğin kadın özgürlüğünü teşvik etmesi, Çin’in ekonomik durgunluğuyla alakası var. Orta-sınıf aileler kadın üyelerini beslemekte zorluk çekiyor.
Erkekler kadının sınırlandırılmasından bir şey elde etmediklerinin, hatta bu sınırlandırmanın ekonomilerini enkaza çevirdiğinin farkındalar. Bunun için kadın bağımsızlığını savunuyorlar ve kadının erkeğe ekonomik bağımlılığının onların en büyük düşmanı olduğunu görüyorlar. Çinli erkekler kız çocuklarını kız okullarına girmeleri için cesaretlendiriyor. Daha az varlıklı ailelerden kadınlar nakış, örgü, dikiş ve aşçılık gibi el sanatları öğreniyorlar. Şanslı olanlar öğretmen okullarına giriyor. Daha gelişkin kadınlar, düzenli müfredat dışında eczacılık ve fen gibi profesyonel eğitim alıyorlar. Erkekler kadınların eğitimini onların iyiliği için değil, kendi iyilikleri için teşvik ediyorlar. Mezuniyetlerinden sonra kadınlar öğretmen veya becerikli işçiler olarak kendi yaşam gereksinimlerini karşılayabilirler. Hem de ailelerine bakmaya mecbur kalırlar. Kızlarıyla birlikte ailenin mesuliyetini paylaşırlar, hatta eve en fazla ekmek getiren olurlar, erkekler daha fazla boş zamanın zevkini çıkarır veya paralarını metreslerine ya da fahişelere harcayabilirler. Erkekler herhangi bir sınır olmadan zevk sürmeye devam ederlerken, kızları çetin yaşam koşullarının ıssızlığında acı çekerler. Erkek, kadının bağımsızlığını kendi çıkarları yüzünden savunur, işte bu, Çinli erkeğin kadın kurtuluşunu teşvik etmesinin ikinci nedenidir.
Üçüncü neden, Çinli erkeğin ailesine değer vermesi ve çocuklarından büyük beklentileri olmasıdır. Ancak, kendi başına ev işlerini yönetme ve çocukları yetiştirme göreviyle başa çıkmak için yeterli ve uygun değildir. Kadının sorumluluk almasını isterler. Bu yüzden, ev ekonomisi Çin’deki kız okullarının en popüler konusu haline gelmiştir. Çin’de yeni kurulan parti (Devrimci Güç Birliği) bile, ev içi eğitimin tüm eğitimlerin temeli olduğunu iddia eder. Bu şu anlama gelir; medeni bir kadın ev işlerini geri kalmış bir kadından daha iyi halledebilir; medeni bir kadın çocuklarını geri kalmış bir kadından daha iyi eğitebilir. Aslında, aile erkeğe aittir, bu yüzden aileyle ilgilenmek erkeğe hizmet etmek gibidir; çocuklar da erkeğe aittir, çünkü annelerinin yerine babalarının soyadını alırlar. İşte bu nedenledir ki, erkek kadını kendi amaçları için kullanmak ister. Sonuç olarak, üstteki üç neden erkeğin kadın kurtuluşundan bencilce yarar sağladığını gösterir. Kadının bağımsızlığını elde etmesine ve onun medenileşmesine yardım ettiğini iddia eder; fakat, kadınlara kurtuluş umudu verirken aslında onları sıkıntılar içine sokar. Geleneksel toplumda, erkek kadından daha üst statüye sahipti, fakat kadın daha fazla boş zamandan ve fiziksel özgürlükten yararlanırdı; günümüz toplumunda, erkek hâlâ kadından daha üst seviyede, fakat bu kez kadın erkeğin işlerini paylaşıyor ve erkek de kadınların zevklerinden yararlanıyor. Kadınlar erkek tarafından kullanılmaktan neden mutlu olsun ki? Aptal kadınlar, kadın kurtuluşunu başlattıkları için erkekleri yere göğe sığdıramıyorlar. Bu kadınlar, Mançu meşrutiyetçilerini yere göğe sığdıramayanlarla tam da aynı şeyi yaptıklarının farkında değiller. Mançu bir anayasa tasarlamıştı, fakat halka politik güç vermeye istekli değildi. Aynı şekilde, erkeğin kadın kurtuluşunu teşvik etmesi de, kadınların gerçek gücü erkeklerin ellerinden alacakları anlamına gelmez. Her işi erkeklerin yapması gerektiğini söylemiyorum, veya kadın haklarının genişletilmemesi gerektiğini ve kadınların görevlerini isteklice yerine getirmeleri gerektiğini öne sürmüyorum. İleri sürdüğüm şey, kadın hakları hareketinin erkek tarafından bahşedilmesi değil, kadın tarafından kazanılması gerektiğidir. Eğer kadın erkekten emir alırsa, zaten özgürlüklerini kaybetmiş demektir; eğer kadın haklarını erkekten alırsa, zaten erkeğe bağımlı olmuş demektir. Kadın kurtuluşu erkeğin yetkisinde olduğunda, erkek kadından yararlanır ve nihayetinde kadını kendi tahakkümüne maruz bırakır. Bu nedenle, kadının kendi kurtuluş yolunu, bu yolu erkeğin ona vermesine bel bağlamadan araması gerektiğini savunuyorum. Bugün Çinli kadınların tümü kendi kurtuluşlarına yönelik cevabi erkeklerde arıyorlar. Pasif bir rol almak istiyorlar, çünkü özbilinçten yoksunlar. Özbilinç olmadan, kadın erkek tarafından manipüle edilir, ama hâlâ erkeği onurlandırır. Bu kadınlar en utanmaz kadınlar değiller midir? Kadının pasif kurtuluşunun sakıncalarından bahsettim. Şüphesiz ki, özgürlük ve eşitlik için can atan ve gelenekler tarafından sınırlandırılmak istemeyen bazı Çinli kadınlar vardır. Kurtuluşun tesisi kendi iradelerince yönlendiriliyor görünüyor. Fakat, onların gerçek motivasyonunu keşfetmemiz gerekli. Gerçekte istedikleri şey, özgürlük ve eşitlik adına başıboş cinsel arzuların zevkine varmaktır. Kurtuluşu, neredeyse, cinsel arzuları serbest bırakmanın yolu olarak yorumluyorlar. Sadece, kadın toplumu dönüştürecek gücü elde edecek kadar geliştiği takdirde gerçek kurtuluşa erişilebileceğini anlamıyorlar. Kadın sadece aşkla ve seksle ilgilenirse, insanlığı kurtarma ruhu ölçüsüz arzularla yer değiştirecek ve böylece görev tamamlanamayacaktır. Bu, kadının saplantısı özgür aşkın kovalanmasından kaynaklanıyorsa mazur görülebilir. Ancak çok az Çinli kadın bu kategoriye girmektedir. Sadece bazıları bu dayanılmaz isteklere direnemez ve herhangi bir erkekle flört eder; bazıları baştan çıkartılır ve yıkılmış hale gelir. Bazısı vücutlarını para için satar; ya fahişelikle ya da zengin erkeklerle kırıtarak flört ederek para kazanırlar. Birinin para uğruna bu denli gözden düşmesi en onur kırıcı davranıştır. Böylesi bir davranışı bir özgürlük eylemi olarak adlandırabilir miyiz? Ayrıca, “kurtuluş” kelimesi aslen kölelikten özgürleşme anlamına geldiği için, fahişeler ve kurtulmuş kadın arasında nasıl bağlantı kurabiliriz? Bu kadınlar, kurtuluşu cinsel düşkünlük ile karıştırıyor, bu yüzden, bu kadınların zaten en bayağı fahişeler haline geldiklerinin farkına varmaları zordur. Bugün beyaz kadın, cinsiyet eşitsizliğinin sakıncalarını anlıyor ve cinsiyet eşitsizliğinin kökeni olarak eşitsiz güç dağılımını gösteriyor. Kadının oy hakkı için mücadele eden örgütlenmeleri oluşturuyor… Kadınların çoğunluğu hâlihazırda hem hükümet hem de erkek tarafından eziliyor. Seçim sistemi, üçüncü bir yönetici grubun, elit kadınların, takdim edilmesiyle baskısını artırıyor. Baskı aynı kalsa bile, kadınların azınlığı hâlâ kadınların çoğunluğunun irade zayıflığından yararlanıyor…
İktidardaki birkaç kadın iktidarsız kadınların çoğunluğuna hükmettiğinde, eşitsiz sınıf farklılıktan kadınlar arasında vücut bulur. Şayet kadınların çoğunluğu erkekler tarafından kontrol edilmek istemiyorsa, neden kadınlar tarafından kontrol edilmek istesinler ki? Bu yüzden, erkeklerle iktidar için mücadele etmek yerine, kadınlar erkeklerin kanunlarını yıkmaya çabalamalıdır. Erkek bir kez ayrıcalıklarından soyunduğunda kadınla eşit olacaktır. İtaatkâr kadın ve itaatkâr erkek olmayacaktır. Bu, kadınların kurtuluşudur, bu, radikal bir reformdur. Neden var olan parlamenter sistemle ve nihai hedef olarak oy hakkı hareketleriyle hoşnut olalım? Sadece, kadınlar, hareketlerini hükümete girmekten hükümetin kökünü kazımaya dönüştürdüğünde hoşnut olabiliriz!
He Zhen (Doğal Adalet, Cilt. 7-10, Eylül – Ekim 1907)
Çeviri: Nil Erdoğan, Mustafa Erata Bu yazı Robert Graham’ın ANARŞİZM: Özgürlükçü Düşüncelerin Belgesel Bir Tarihi isimli kitabından alınmıştır.
http://anarsizm.org/kadinlarin-kurtulusu-1907-he-zhen/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.02.03 17:41 wovlxrd annemin dizine uzandım bunu yazıyorum

Merhaba arkadaşlar canım sıkıldı annemin dizine uzandım bunu yazıyorum paylaşınca rahatlıyorum hiç olmazsa. Herkesin derdi var biliyorum evet, benden daha kötü durumda insanlar elbette vardır ama ben de üzülüyorum hiç olmazsa paylaşayım.
Şu an üniversites 2 deyim hazirlik da okudum bir sene onu da anlatacagim kizin yanina donmek icin okudum her neyse basliyorum
Liseye yeni baslamisim fazla tipim de yok ama konusuyom bi iki kizla. Sinfta bi kiz var bu kiz hosuma gitti onuncu sınıfın sonuna dogru konusmaya basladik, baya zor bir flört doneminden sonra sevgili olduk. Ben cidden kizi cok seviyordum, kiz da beni seviyordu baya mutluyduk sirtimizi vermistik ama iliskimizde bazi kucuk sorunlar vardi atlatamiyorduk. Bu benim icin cok sorun olmasa da onun icin sorunmus. Her neyse uni kazandim ben ilk senemde gittim harika İngilizcrm olmasina ragmen bilerek hazirliga kaldim yari donemde geri dondum o tekrar hazirlaniyordu. Hazırlandı etti baska sehir kazandı ama sorun yoktu yani eskisehir o ben izmir zaten cok seviyorduk birbirimizi... Ama ben ailevi sorunlar yaşadığım ve cidden maddi manevi olarak cok dususte olduğum bir donem buna patladim ve kötü seyler soyleyip ittirdim ve ayrildim. Keske yapmasaymisim o günden beridir yarra yedim. Barismadi beyler basta pismandim sonra gurur yaptim ben de bitti iliski ben izmire gittim o eskisehire. Ben bunu aradim tekrae konusmaya basladik cok saygiliydi ama mesafeliydi ben de anladim olmayacagini civi civiyi soksun diye hoslandigim bi kizla sevgili oldum. Bu bu olayi ogrenmis ve izmire gelmek istedigini soyledi arayip aglayarak. Hemen kabul ettim ayrildim kizdan geldi yılbaşını beraber gecirdik sabah uyandik sarilip agladik otobuse bindi fakat sonrasinda yine her şey dususe gecti, ruh gibi geziyordum aq kurtulmaya calisiyordum. Eskisehire gittim buraya artik bitsin demek icin geldim dedim gitme dedi yine ağladi. Yarra yedim yine döndüm. Kaç kere kurtulmaya calistim ama olmadi hep aradi etti karsilastik o geldi ben gittim ama ne sevgili olabildik ne de ayrıldık bu böyle devam etti ta ki ben şu an sevgili olduğum kızla karşılaşana kadar... çok iyi davrandı bana ben de sevdim cidden davranışlarını, kişiliğini. o kadar kişi arasında cidden kendini koruyabilen iyi aile kızlarından biriydi sevgili olduk ben bunu önceki kıza söyledim ve konuşmayı bıraktık. ben arada arıyordu, konuşuyordum ağlıyordu falan içim gidiyordu ama bir şey yapamıyordum. en son bu böyle devam ettikçe kız izmire gelmek istediğini ve benimle her şeye yeniden başlamak istediğini söylemeye başladı. kafam çok karışıktı çok büyük ikilemdeydim sevgilime de yansıyordu bu derslere odaklanamıyordum. en sonunda biraz bozuk attım o da bunu anladı sanırım bana bozuk attı ve gelmedi, sonrasında ben tüm nefretimi kustum, beni oyaladığnı düşündüğümü söyledim, her hatanın ben de olduğunu şu ana kadar söylerdim ama orada bunun yanlış olduğunu, tüm hatanın onda olduğunu ve çocukluk yaptığını söyledim. bu mesajdan sonra beni her yerden engelledi. ben ilk zamanlar çok rahatlamıştım bu duruma fakat 2-3 ay geçti ve kafayı yemek üzereyim, her an aklımda durmadan düşünüyorum çıkmıyor kafamdan güzel sayılan bir hayatım var fakat salak gibi kendi kendime derde giriyorum, mizacım biraz değişik olduğu için fazla da yaşıyamıoyorum bunu içime atıyorum hep dolu geziyorum. ağlamak istiyorum rahatlıyacağımı biliyorum ama ağlıyamıyorum da en son kızla beraber 1 sene önce ağlamıştım o günden beridir gözlerim ıslanmadı bile. böyle garip saçma bir olay işte beyler buraya kadar okuduysanız teşekkürler, yorum yapmak isteyen yorum yapabilir rahatladım yazınca, iyi akşamlar...
submitted by wovlxrd to kopyamakarna [link] [comments]


2019.07.06 11:55 Haberfutbol24 6 Temmuz 2019 Cumartesi Transfer Haberleri

6 Temmuz 2019 Cumartesi Beşiktaş Transfer Haberleri
Quaresma'nın yeni takımı belli oldu!
Beşiktaş'ta Ricardo Quaresma düğümü çözülüyor. 35 yaşındaki yıldız, İbrahimovic'in de formasını giydiği MLS ekibi Los Angeles Galaxy'ye gidiyor Teknik direktör Abdullah Avcı'nın yeni sezon kadrosunda istemediği Ricardo Quaresma, siyah-beyazlı renklere vedaya hazırlanıyor. Beşiktaş'la 1 yıllık sözleşmesi bulunmasına rağmen yönetimle de sorunlar yaşayan 35 yaşındaki Portekizli yıldızın ayrılık kararı aldığı ve Amerika'ya yelken açacağı belirtildi. Quaresma'nın, kendisini çok isteyen MLS ekibi Los Angeles Galaxy'nin teklifini kabul ettiği öğrenildi. Portekiz'in A Bola Gazetesi de bu flörtü doğruladı.
BAŞKAN ORMAN'LA ATIŞMIŞTI!
Gazete, Portekizli futbolcunun ABD takımına giderek İbrahimovic ile takım arkadaşı olacağını yazdı. Q7, alacakları ödenmediği için geçen ay Beşiktaş'ı FIFA'ya şikâyet etmiş, Başkan Fikret Orman'ın da "Parasını verin gönderin" restini çektiği iddia edilmişti. Ricardo Quaresma da Instagram hesabından, "Eğer beni istemiyorlarsa bir toplantı yapmaları yeter" mesajını gönderip tatilin yolunu tutmuştu.
Transferde son 20 yılın en sessiz Beşiktaş'ı!
Beşiktaş, ezeli rakipleri hareketli bir transfer dönemi geçirirken sadece bir oyuncuda mutlu sona ulaştı. Zorunlu satın alma opsiyonu nedeniyle Ljajic'in bonservisini mecburen alan siyah-beyazlıların biten tek transferi Tyler Boyd oldu. Süper Lig'de 2019-20 sezonu birinci transfer ve tescil dönemi 17 Haziran'da başlarken aradan geçen 19 günlük süreçte Galatasaray 6, Fenerbahçe de 4 oyuncuyla anlaşmaya vardı. Transferde son 20 yılın en sessiz sezonunu yaşayan Beşiktaş ise zorunlu satın alma opsiyonu olan Adem Ljajic'in bonservisini aldı. Siyah-beyazlılar, Guimaraes ile de Tyler Boyd için 2.4 milyon Euro karşılığında anlaşmaya vardı. Ljajic sayılmazsa Yeni Zelanda asıllı ABD'li yıldız, Kara Kartal'ın bitirdiği tek transfer oldu.
BEDELSİZ OYUNCULAR REVAÇTA
Ekonomik sorunlar nedeniyle Süper Lig takımları genelde bedelsiz oyunculara yönelirken Galatasaray 6 transferin 4'ünü bonservisi olmayan oyunculardan seçti. Cimbom'un kasasından sadece Luyindama için 5 milyon Euro ve Ozornwafor için 300 bin Euro bonservis bedeli çıktı. Fenerbahçe ise kadrosuna kattığı 4 oyuncundan bir tek Allahyar'a 750 bin Euro ödedi.
Beşiktaş Boateng transferinde ısrarcı!
Beşiktaş, önümüzdeki hafta Boateng için İtalyan kulübü Sassuolo ile masaya oturacak . Çizme basını da Siyah-Beyazlılar’ın Ganalı yıldız golcünün transferinde oldukça istekli olduğunu yazdı. Beşiktaş Kevin Prince Boateng transferinde oldukça ısrarcı. Siyah-Beyazlı Yönetim, 32 yaşındaki golcünün transferi için önümüzdeki günlerde İtalya'ya hareket edecek.
ÇOK İSTİYORLAR
Siyah-Beyazlı Yönetimin, Sassuolo ile masaya oturacağı ve yıldız oyuncuyu transfer etmek için tüm şartları zorlayacağı öğrenildi.
TRANSFER BİTTİ!
Avrupa'nın dev kulüplerinde forma giyen Boateng'in de Beşiktaş'ı istediği ve kulübünden bu konuda yardım isteyeceği bildirildi. Çizme basınına göre Kartal bu transferi bitirdi. İtalya'da çıkan haberlere göre Beşiktaş, Boateng'in menajeri ile prensipte anlaşma sağladı.
431 MAÇ 67 GOL
Kariyerinde 431 maça çıkan Kevin Prince Boateng 67 gol atarken 51 asist yaptı. Tecrübeli oyuncu 10 numara bölgesinde de oynayabiliyor.
15 KEZ MİLLİ OLDU!
Boateng Almanya Milli Takımı'nın altyaş gruplarında forma giydi. Sonrasında ise Gana Milli Takımı'nı tercih etti ve 15 kez milli oldu.
Dorukhan Toköz'e Çizme yolu!
Beşiktaş'ın Eskişehir’den geçen sezon başında 150 bin euroya transfer ettiği Dorukhan Toköz için İtalyan Udinese 7 milyon euroluk resmi teklifte bulundu. Kara Kartal ise kapıyı 10 milyon eurodan açtı. İTALYANLAR’IN Dorukhan Toköz sevdası bir türlü bitmiyor. Beşiktaş’ın geçen sezon başında Eskişehirspor’dan 150 bin euroya transfer ettiği milli ön libero için Udinese’nin Beşiktaş’a 7 milyon euroluk teklifte bulunduğu ortaya çıktı. Beşiktaş’ın ise 10 milyon euro talep ettiği, İtalyanlar’ın Siyah-Beyazlı yöneticilerden indirim istediği belirtildi.
UDİNESE CEVAP BEKLİYOR
Sky İtalia haberinde, “Udinese Türk futbolcudan vazgeçmeyecek. Beşiktaş’la 23 yaşındaki orta saha için pazarlıklar sürüyor. Lazio da her an bu pazarlıklara dahil olabilir. Udinese fiyat da arttırabilir” yorumunda bulundu. İtalyan medyasında çıkan diğer haberlerde de Udinese ile Beşiktaş’ın orta yolda bulaşacağı ve Dorukhan’ın önümüzdeki sezon Serie A’da forma giyeceği iddia edildi.
DORUKHAN, GÜNEŞ’LE PARLADI
Beşiktaş’a 1 Temmuz 2018’de imza atan Dorukhan Toköz, Süper Lig’deki ilk sezonunda özellikle 12’nci haftadan sonra takımda yer bulmaya başladı ve kaptan Oğuzhan Özyakup’u kulübeye mahkum etti. Şenol Güneş çok güvendiği bu oyuncuya 20 maçta sahaya sürdü. Ayrıca Dorukhan’ı Milli Takım’a da çağırdı. Genç oyuncu bu maçlardaki performansı ile İtalyan kulüplerinin dikkatini çekti.
Canlı Maç İzle, Futbol Cafe TV, Bein Sport Şifresiz Maç İzle Taraftarium24 İzle

6 Temmuz 2019 Cumartesi Fenerbahçe Transfer Haberleri

Nando De Colo kimdir, kaç yaşında? Fenerbahçe'den yılın transferi...

Fenerbahçe Beko Erkek Basketbol Takımı, yeni sezon kadro yapılanması çalışmaları kapsamında, Avrupa basketbolunun en önemli guardlarından biri olan Nando De Colo ile anlaşmaya vardı. 23 Haziran 1987 tarihinde Sainte-Catherine’de dünyaya gelen 1.96 boyundaki Fransız yıldız Nando De Colo, 2021-2022 sezonunun sonuna dek Fenerbahçe Beko forması giyecek. Peki, Nando De Colo kimdir, kaç yaşında? İşte Nando De Colo'nun bilinmeyen tüm detayları...
Fenerbahçe Beko, Nando De Colo transferini resmen açıkladı. Fenerbahçe Beko Erkek Basketbol Takımı, yeni sezon kadro yapılanması çalışmaları kapsamında, Avrupa basketbolunun en önemli guardlarından biri olan Nando De Colo ile anlaşmaya vardı. 23 Haziran 1987 tarihinde Sainte-Catherine’de dünyaya gelen 1.96 boyundaki Fransız yıldız Nando De Colo, 2021-2022 sezonunun sonuna dek Fenerbahçe Beko forması giyecek. Peki, Nando De Colo kimdir, kaç yaşında? İşte Nando De Colo'nun bilinmeyen tüm detayları...

Nando De Colo kimdir?

Fenerbahçe Ailesi’nin yeni üyesi Nando De Colo, 23 Haziran 1987’de Sainte-Catherine’de dünyaya geldi. Profesyonel hayata Fransa’nın Cholet takımında adım atan De Colo, 2005-2006’da U20 takımında forma giydi ve 2006-2007’dan itibaren Cholet A Takımı’nda forma şansı buldu. Bu süreçte Erman Kunter ile çalışan Nando De Colo, özellikle 2007-2008 sezonunda itibaren Fransa Ligi’ne damgasını vurmaya başladı. Cholet formasıyla 2007-2008’de maç başına 14.9 sayı ve 3.5 asist ortalamalarına ulaşan De Colo, 2008-2009’da da 14.7 sayı ve 3.3 asist ortalamaları yakaladı.
2009 yazında NBA seçmelerinde boy gösteren Nando De Colo, 53. sıradan San Antonio Spurs tarafından seçildi. De Colo, aynı yaz dönemi içerisinde kariyeri için en önemli transfer hamlelerinden birini yaptı ve 2009-2012 arasında forma giyeceği İspanya’nın Valencia ekibiyle sözleşme imzaladı.
Valencia’daki ilk sezonu, De Colo’ya Eurocup şampiyonluğunu getirdi. Victor Claver, Kosta Perovic, Rafa Martinez, Matt Nielsen ve Thomas Kelati gibi önemli isimlerle forma giyen Nando De Colo, kariyerinin ilk Avrupa kupası şampiyonluğuna 2010 yılında ulaşmış oldu. Başarılı oyuncu, aynı zamanda bu sezonda Eurocup En İyi Beşi’nde de kendisine yer buldu. Aynı sezonda İspanya Ligi’nde 33 maça çıkan De Colo, maç başına 13.2 sayı ortalaması yakaladı ancak takımının Play-off çeyrek finalinde Unicaja Malaga’ya elenmesine engel olamadı.
2010-2011 sezonunda ilk kez EuroLeague’de sahne alan De Colo, 19 maçta forma giydiği sezonda 10.1 sayı, 1.6 asist, 2.6 ribaund ortalamaları tutturdu. Valencia, bu sezonda EuroLeague’de Play-off turuna yükseldi ancak Real Madrid’e elenmekten kurtulamadı. De Colo, Top 16 turunda Valencia formasıyla Fenerbahçe’ye rakip olmuştu. Fransız yıldız, 2010-2011 sezonunda faul çizgisinden yakaladığı %95.7 isabet yüzdesiyle de EuroLeague’in en değerli oyuncusu olmuştu. EuroLeague’de başarılı bir sezon geçirmesine rağmen İspanya Ligi’nde istediğini bulamayan Valencia, De Colo’nun 32 maçta forma giydiği ve ortalama 10.7 sayı ürettiği sezonda, Play-off ilk turunda Bilbao’ya elendi.
De Colo, Valencia’daki son sezonu olan 2011-2012’de Eurocup’ta final oynadı. Valencia, bu finalde Khimki engeline takılırken, De Colo Eurocup sezonunu 16 maçta 11.3 sayı, 3.7 asist, 2.0 ribaund ortalamalarıyla bitirdi. Fransız guard, İspanya’da Valencia formasıyla Play-off yarı finaline yükseldi ve bu turda Barcelona’ya 3-1 ile elendi. De Colo, İspanya Ligi’nde de 41 maçta 13.5 sayı ortalaması yakaladı.
2012 yazında San Antonio Spurs ile iki yıllık sözleşme imzalayan De Colo, NBA macerasına başlamış oldu. Bu iki sezonu San Antonio Spurs ve Gelişim Ligi ekiplerinden Austin Toros’ta geçiren De Colo, 2014 yılında sezonu Toronto Raptors takımında tamamladı.
İki yıllık kıta dışı macerasının ardından De Colo, Avrupa basketbolunun zirvesi olan EuroLeague’de kendisini zirveye taşıyacak imzayı attı ve Rusya ekibi CSKA Moskova’nın kadrosuna katıldı. 2014-2019 sezonları arasında CSKA Moskova’da aralıksız beş sezon forma giyen Nando De Colo, toplamda iki EuroLeague şampiyonluğu (2016, 2019), beş VTB Ligi şampiyonluğu (2015, 2016, 2017, 2018, 2019) elde etti. De Colo, bu süreçte 2015-2016 sezonu EuroLeague MVP’si, 2016 yılı Final Four MVP’si seçildi. Fransız yıldız, 2015-2016, 2016-2017 ve 2017-2018 sezonlarında EuroLeague En İyi Beşi’nde kendisine yer bulurken, 2014-2015 ve 2018-2019’da ise EuroLeague En İyi İkinci Beşi’nde yer aldı. De Colo, 2015-2016’da (maç başına 19.4 sayıyla) EuroLeague’in en prestijli ödüllerinden Alphonso Ford En Skorer Oyuncu ödülünün de sahibiydi. Fransız guard, 2016-2017 sezonunda ise %95.9 serbest atış ortalamasıyla EuroLeague’in bu alandaki en değerli ismiydi. De Colo, başarılarla dolu CSKA Moskova kariyerindeki beş sezonda şu EuroLeague istatistiklerine ulaştı:
2014-2015: 28 maç, 14.4 sayı (%50 iki sayı, %47.1 üç sayı, %92 serbest atış), 3.1 asist, 3.2 ribaund
2015-2016: 27 maç, 19.4 sayı (%55.6 iki sayı, %46 üç sayı, %90.8 serbest atış), 5.0 asist, 3.6 ribaund
2016-2017: 28 maç, 19.1 sayı (%55.4 iki sayı, %42.6 üç sayı, %95.9 serbest atış), 3.9 asist, 2.9 ribaund
2017-2018: 32 maç, 16.7 sayı (%56.9 iki sayı, %49.2 üç sayı, %95.0 serbest atış), 3.7 asist, 2.3 ribaund
2018-2019: 34 maç, 14.7 sayı (%55.2 iki sayı, %43.1 üç sayı, %94.6 serbest atış), 3.4 asist, 2.5 ribaund
Kulüp kariyerinin yanı sıra milli takım seviyesinde de birçok başarı elde eden Nando De Colo, 2009, 2011, 2013, 2015 ve 2017 Avrupa Şampiyonaları’nın yanı sıra, 2012 ve 2016 Olimpiyat Oyunları ve 2010 Dünya Şampiyonası’nda Fransa Milli Takımı forması giydi. De Colo, ülkesinin milli takımıyla 2013’te Avrupa şampiyonluğu yaşarken, 2011’de gümüş madalya, 2015’te ise bronz madalya kazandı.
Nando De Colo, EuroLeague’in son beş yılına damgasını vurmuş, Avrupa’nın en değerli kısa oyuncularından biri olarak kabul ediliyor. Şutör guard ve oyun kurucu pozisyonlarından görev yapabilen De Colo, özellikle yaratıcılığı ve kritik anlarda el yakan topları kullanabilme özelliğiyle tanınmasının yanı sıra; yüksek verimlilikle hücum eden komple bir skorer olarak biliniyor. Dış atışlarda oldukça yüksek bir yüzde yakalayabilen De Colo, aynı zamanda EuroLeague’de en çok faul alan ve faul çizgisinden de en yüksek yüzdeyle isabet bulabilen oyunculardan biri.

Ali Koç'tan flaş transfer hamlesi! Mesut Özil için görüşmeler başladı!

Şampiyonluk için güçlü bir kadro kurmak isteyen Fenerbahçe, Mesut Özil transferinde ısrarcı. Başkan Ali Koç'un bizzat ilgilendiği transferde sponsor arayışı sürüyor. Yıldız futbolcu ise gelmeye hazır...
enerbahçe Başkanı Ali Koç, kabus gibi geçen bir sezonun ardından Sarı-Lacivertli taraftarların gönlünü almayı çok istiyor. Başkan Koç’un en büyük hayali ise Mesut Özil transferi… Arsenal’in Türk yıldızı için sessiz ve derinden bir çalışma yürüten Fenerbahçe başkanı, yıldız futbolcudan “olur”u aldı. Ancak transferin önündeki en büyük engel Mesut’un haftalık 350 bin poundluk maaşı… İngiliz ekibinin maaş yükünden kurtulmak için kiralamaya sıcak baktığı Mesut için sponsor arayışı sürüyor.

HASTA FENERLİ

Koç'a yakın kaynaklar yüzyılın transferinde Mesut’un tutumunun kritik rol oynayacağı görüşünde… Hasta Fenerli olan 31 yaşındaki orta saha oyuncusunun F.Bahçe forması giymek istediği ve “kulübümle anlaşırsanız olur” dediği belirtildi. Transfer ihtimali yüzde 1 olan yıldız futbolcunun bugün yüzde 50’lere çıktığı, çok ciddi bir çalışma yürüten Koç’un tüm gücüyle bu transfere yoğunlaştığı aktarıldı. İngiliz basını ise “F.Bahçe Özil’i istiyor ama parası yok” şeklinde bir haber yaparak görüşmeleri doğruladı.

Eljif Elmas'ın hocası yol gösterdi: İtalya'ya git oğlum!

Makedonya Milli Takım Teknik Direktörü Angelovski, 12 yaşından bu yana hocalığını yaptığı Eljif Elmas’a yol gösterdi. Igor Angelovski, Fenerbahçe’den ayrılması halinde Eljif için İtalya’nın en iyi seçenek olacağını belirtip, “Onların sert oyunu ile başa çıkmakta hiç zorlanmaz” dedi.
Fenerbahçe'nin 19 yaşındaki Makedon yıldızı Eljif Elmas'ı almak için İtalya'nın Napoli takımı ısrarcı. Transfer döneminin en çok konuşulan ismini, 12 yaşından bu yana hocalığını yapan Makedonya A Milli Takım Teknik Direktörü Igor Angelovski'ye sorduk. Eljif'in aranan bir isim durumuna gelmesinin Makedonya futbolu adına gurur verici olduğunu belirten Angelovski, "Uzun süredir birlikte çalıştığımız bir yetenek olduğu için ileride çok daha iyi noktalara ulaşabileceğini söyleyebilirim. F.Bahçe'den ayrılacaksa İtalya'ya gitmesi onun uyum sürecini daha hızlı atlatmasını sağlayabilir. Eljif'in ofansif oyun modeline uygun ve onu bu rolde oynatacak bir takıma gitmesi performansını artıracaktır" dedi.

ORADA KENDİNİ İSPATLAMIŞ OYUNCULARIMIZ VAR

Eljif'in İtalyanların sert oyunu ile başa çıkmakta zorlanmayacağının altını çizen Angelovski, "Şu anda sistem takımlarında iş yapan bir oyuncu ve sert oyuna da adapte olacaktır. Sert rakiplere karşı Mili Takım maçlarımızda başarılı oynadı. Pandev ve geçtiğimiz yıl Palermo'yu üst sıralarda tutan Nestorovski ile Trajkovski'nın İtalya'da olmaları Eljif adına avantaj. Hepsi bizim gurur kaynağımız" şeklinde konuştu.
Canlı Maç İzle, Futbol Cafe TV, Bein Sport Şifresiz Maç İzle, Taraftarium24 İzle,

6 Temmuz 2019 Cumartesi Galatasaray Transfer Haberleri

Aboubakar transferinde bomba gelişme! Porto'dan teklife cevap...

Transferin en hareketli takımı olan Galatasaray'ın gündemindeki en önemli isimlerden biri de Beşiktaş'ın eski golcüsü Vincent Abobubakar'dı. Fransız basınından konuyla ilgili gündeme bomba gibi düşen bir haber geldi
Transferde imzaları arka arkaya attıran Galatasaray'n gündemindeki en önemli isimlerden biri de bir dönem Beşiktaş'ta da forma giyen Kamerunlu golcü Vincent Abobubakar'dı. Kostas Mitroglou ve Mbaye Diagne'nin takımda kalacaklarını açıklamalarına rağmen santrfor arayışlarını hız kesmeden sürdüren Sarı Kırmızılı yönetimin 27 yaşındaki forvet için girişimlerde bulunduğu iddia ediliyordu.
Özellikle teknik direktör Fatih Terim'in çok istediği belirtilen yıldız ismin transferiyle ilgili Fransız basınından gelen son haberse gündeme bomba gibi düştü. Yahoo Sports Fransa'dan Manu Lanjon'un kendisine ait Twitter hesabından paylaştığı habere göre Cim Bom, Abou için Porto'ya resmi teklifte bulunsa da istediği yanıtı alamadı Lonjon, Galatasaray'ın golcü futbolcu için kiralama teklifinde bulunduğunu ancak Porto kulübünün oyuncusunu ancak uygun bir bedel karşılığında satmayı düşündüğü için bu teklifi reddettiğini yazdı.
Sözleşmesi 2021 yazında sona erecek olan Kamerunlunun güncel piyasa değeri, geçtiğimiz sezon sakatlığı nedeniyle aylarca sahalardan uzak kaldığı için 15 milyon euro'ya kadar düşmüştü.

Mitroglou bunu da istedi! Flaş talep!

Olympiakos ile flört eden Kostas Mitroglou, yıllık maaşının yanında yan ödemeleri de yeni sözleşmesinde görmek istiyor. 50 bin euroluk uçak bileti ve kira yardımı alan Yunan futbolcu, galibiyet halinde 10 bin euro, kadroda bulunduğu maçlarda oynamasa bile 2 bin 500 euro tutarı da yeni takımıyla yapacağı sözleşme için talep etti. Galatasaray’ın gözden çıkardığı Kostas Mitroglou’nun sadece maaş pazarlığı yapmadığı, yan ödemeleri de yeni takımından talep ettiği ortaya çıktı.
Yunanistan ekibi Olympiakos ile flört eden Yunan forvet, geçen sezonun devre arasında Marsilya’dan Galatasaray’a gelmiş, yarım sezon için 1.5 milyon euro alırken, bu sezon da 2.6 milyon euro alacağı sözleşmesine yazılmıştı. Cim-Bom, bu sezon düşünmediği Mitroglou’na ücretinin yüzde 30’unu ödemeye bile hazır olduğu belirtildi. Ancak bu durum bile Kostas Mitroglou’nun gidişi için yeterli olmadı.

Yarım sezonda 2 gol

Mitroglou’nun, yapılan özel anlaşma gereği bu sene için taahhüt edilen 50 bin euroluk uçak bileti ve kira yardımını da talep ettiği ortaya çıktı. Ayrıca oynadığı maçlarda galibiyet halinde aldığı 10 bin euro ile kadroda bulunup oynamasa bile ödenen 2 bin 500 euroyu da yeni sözleşmesinde görmek istediği ortaya çıktı. Bu durum da Mitroglou’nun ayrılma ihtimalini daha da zorlaştırdı.
Kostas Mitroglou, sarı-kırmızılı formayla toplam 7 karşılaşmada görev yaptı. Yunan futbolcu, Akhisar karşısında bulduğu son dakika golüyle sarı-kırmızılıların geçen sezonki şampiyonluğunda önemli rol oynamıştı.
Ziraat Türkiye Kupası’nda da 2 maçta forma giyen Mitroglou, 9 dakika görev yaptığı Evkur Yeni Malatyaspor karşısında bir gol bulmuştu. Sarı-kırmızılı futbolcu, oynama hakkı bulunmadığı için UEFA Avrupa Ligi’nde Benfica karşısında şans bulamadı.

Mehmet Topal'dan özel maddeye veto geldi! Galatasaray ve Beşiktaş...

Fenerbahçe'den ayrılan Mehmet Topal, "Beşiktaş ya da Galatasaray'a gidemez" maddesini fesih sözleşmesine koydurtmadı.
Hak ettiği 3 milyon euronun üzerinde bir ücreti kulübe bırakarak gerekli fedakârlığı yaptığını savunan tecrübeli futbolcu başka bir özel madde daha istemedi. 33 yaşındaki oyuncunun ilk tercihinin İspanya olması nedeniyle yönetim bu konuda ısrarcı davranmadı.
Fenerbahçe’de yedi sezonluk Mehmet Topal dönemi kapanırken, görüşmelerde önemli bir detayı tecrübeli futbolcunun veto ettiği otaya çıktı. Tüm teknik adamlar futbolcuyu ilk 11’de oynatsa da tribünler Topal’ın takımı yavaşlattığını düşünüp hücumdaki etkisizliğinden yakınıyordu. Antalyaspor maçında ise son patlama yaşanmıştı.
Takım arkadaşının kötü şut sonrası tribünden tepki görmesine karşılık veren Topal’ın bu hareketi ayrılık ile sonuçlandı. Tribünlerden gelen protestonun ardından konuyu yönetime açan tecrübeli futbolcu iki taraf içinde ayrılığın daha iyi olacağını ifade etti. Sarı-lacivertli idareciler de milli futbolcunun bu önerisini kabul etti ve sözleşmesini karşılıklı olarak feshetti.
Bu görüşmelerin sonunda Topal’ın Türkiye’den gidebileceği takımlar ile ilgili bir maddenin fesih sözleşmesine konulması gündeme geldi. Fakat yönetimin bu talebi kabul görmedi. Henüz hiçbir takımla görüşmediğini belirten tecrübeli futbolcu bir yıllık kontratından hak ettiği 3 milyon euronun üzerindeki alacağını bırakarak gerekli fedakârlığı yaptığını iletti. Topal, “Beşiktaş ya da Galatasaray’a gidemez” maddesini ise koydurtmadı. 33 yaşındaki futbolcu ayrıca hedefinin ilk olarak yurtdışı olduğunu ifade edince yönetim bu konuda ısrarcı olmadı.

İlk tercih İspanya

Daha önce Valencia forması giyen futbolcunun tekrar İspanya’ya dönebileceği öğrenildi. Mehmet Topal’ın bazı takımlarla da temas halinde olduğu ifade edildi. Özellikle bonservisinin elinde olması ve maddi olarak fazla bir ücret istememesi transferi kolaylaştıran etkenler olarak dikkat çekti.
Mehmet Topal ayrılsa da yönetim, savunma önündeki boşluğu henüz dolduramadı. Jailson’un performansını yeterli bulmayan idareciler, Emre Belözoğlu’nun da tüm sezonu yaşı itibariyle çıkarmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Bu nedenle Marsilya’dan Gustavo ve Benfica’dan Fejsa için çalışmalar sürüyor.

Stefano Okaka Galatasaray için kulübüne rest çekti!

Galatasaray yönetimi Stefano Okaka’nın transferinde son aşamaya geldi. Nijerya asıllı İtalyan golcü, bonservisini elinde tutan Watford’da “Pürüz çıkarmayın” dedi.
Vedat Muriç transferinde aradığını bulamayan Galatasaray’ın Stefano Okaka kararlılığı ise devam ediyor. Nijerya asıllı İtalyan futbolcu da özellikle Şampiyonlar Ligi faktörü sebebiyle sarı-kırmızılı formayı giymek için heyecan duyarken, kulübüne transfer görüşmelerinde pürüz çıkarmamasını rica etti. Geçen sezon Udinese’de kiralık olarak forma giyen 29 yaşındaki golcünün bonservisi İngiliz ekibi Watford’da bulunuyor. Watford kulübü, bonservis bedeli olarak ilk görüşmede 5 milyon avroda isterken sarı-kırmızılılar 3,5 milyon avrodan fazla veremeyeceğini bildirmişti. İngilizler kapıyı kapatmazken bonservis bedelinde indirime gidebileceklerini bildirdi.

"ONU UÇURURUM"

29 yaşındaki futbolcunun Galatasaray’a gelme isteği de transfer görüşmelerinde sarı-kırmızılılara avantaj sağladı. İngilizlerden olumlu haber bekleyen Galatasaray satış yaptığı anda Okaka’yı renklerine katacak. Özellikle İtalyan kondisyoner Alberto Bartali’nin önerisini de dikkate alan Fatih Terim, Okaka’nın faydalı olacağını söyledi. Kondisyoner Bartali de, Terim’e Okaka’nın performansını çok yüksek seviyeye taşıyabileceğinin sözünü verdi. Geçen sezon 6 gol kaydetse de özellikle son dönemdeki formuyla dikkat çeken İtalyan futbolcuyu Galatasaray’ın eski hocası Roberto Mancini de takıma istemişti.
Canlı Maç İzle, Futbol Cafe TV, Taraftarium24 İzle, Bein Sport Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.04.17 10:20 KorinthosluHaberci Based ekşicuck (ekşi sözlük"efendi erkeğin eninde sonunda kazanacak olması" başlığından alıntıdır)

bir umutla buraya gelip, okumak istediklerini arayan efendi erkek, hiçbir cinsel organımı kazanmayacaksın, önce burda bir anlaşalım. ofansif veya değil, işin gerçeği budur sevgili kardeşim, kazanmayacaksın, "kazanmış" gibi hissettirilip, üzerine hayatının ihalesi bırakılacak, şimdiden kabullen veya uyanık olmaya başla ki sonradan ağzın yanmasın.
çokça bahsedilmiş, gerçekten kendi önüne bakmaya devam et. özellikle iş, kariyer ve geleceğin açısından. yirmili yaşlarındayken avuçların sıvazdan harap oldu, hala arşivin bilgisayarının gizli bir klasöründe duruyor ve her seferinde aynı yöntemle deneyip, sıçtıkça kadınlara lanet ediyorsun. hatanın yarısı kadınlardaysa, diğer yarısı da sendedir, bunu açık açık söyleyeyim. bunları okumak da kesinlikle işine gelmiyor, bunun da farkındayım fakat kendini kandırıp, gerçeklerden kaçtıkça daha rezil şekillerde sıçmaya devam edeceksin, bilesin.
yine yirmili yaşlarında o kızlar suratına bile bakmadı, seni bir çeşit hamamböceği, bir çeşit kımıl zararlısı gibi gördüler, yeri geldi taşak yaptılar, yeri geldi hesap kitlediler, yeri geldi eve, okula, hatta sevgililerinin evine servis yaptırdılar, evet bu onların huyu, onlara göre de çok normal ve tabii bir davranış, sen bunları hala hayallerde yaşayan minnoş zihnine yedirmeye çalışırken, o kızların hepsi, olabilecek en abuk subuk yerlerde, itin uğursuzun altında hayvanlar gibi inleyerek boşalıyor ve bundan da deli gibi zevk alıyorlar.
aklın hala kesmiyor olabilir, doğrudur. en hanım hanımcık dediğin, evinin kadını, çocuklarının anası yapmak istediğin kızlara gizli kapaklı yerlerde çok ayıp şeyler yapıyorlar. "yapmaz" deme, yapar; "etmez" deme, eder. o an sadece "öyle ister" ve yapar, hiçbir şey de yapamazsın.
okulu, askerliği bitirdin, görece iyi de bir işe girdin, ailen de biraz arka çıktı ve kendi ayaklarının üzerinde durmaya çabalıyorsun, harika. işe girdikten yaklaşık iki sene sonrasında, büyük değişimler geçirmeye başladın, para sayesinde yürüyüşün bile değişti, alım gücün sayesinde çok farklı, çok değişik bir "sen" olmaya başladın, yaşın da yavaş yavaş otuza yaklaşıyor. artık çocuk değilsin, ufaktan olgunluk belirtileri de var, dışarıda bunların olumlu dönüşlerini farkettiğin zaman için bir hoş oluyor, gayet güzel.
bir anda, insan kaynaklarından merve'nin sana daha bir farklı baktığını, sana apartmanda selam bile vermeyen komşu kızı gizem'in her sabah ve akşam güleryüzle seninle muhabbet etmeye çalıştığını, takıldığın mekanda tanıştığın gözde'nin saçma sapan geyiğini uzatmaya çabaladığını ve aile dostları vasıtasıyla tanıştırıldığın gamze'nin seni yiyecekmiş gibi kesmeye başladığını ve seneler önce seni aşağılayarak reddeden bahar'ın facebook messenger'daki "naber??? çok değişmişsin!:)" mesajını farkettin. içten içe götün kalktı ve istanbul'u yeniden fethetmiş gibi hissettin. ulan şu erkek egosu her şeyi yaptırır insana.
sevgili kardeşim, işini, ekmeğini eline alıp, tek başına düzenini kurmak isteyen erkeğe, toplumun, devletin, hükümetin ve halkın alerjisi vardır. yaptığın ya da yapacağın birikim ve elde edeceğin kaynağın önemli bir kısmını belirli şekilde bu düzene hibe etmek zorundasın. ayıp değil mi? neden hep kendini düşünüyorsun?
işyerlerinde, sosyal ve gündelik yaşamda, bekar adamın neden itin götüne sokulup çıkarıldığını belki biraz öğrenmişsindir. içinde bulunduğumuz toplum, herkesten ve her bireyden payını almak ister. yok öyle sadece kendine kazanıp, kendine yaşamak. en azından bunu yaşıtın olan bir dişi bireyle paylaşman gerekiyor. çünkü bekarsan, serserisin; potansiyel sapıksın, itsin, kopuksun ve zararlı bir bireysin. senden her türlü tehlike gelebilir. yersen.
konuyu gerektiği yere kadar dallandırdım sanırım, sadede geleyim, ikimizin de gazı çıksın, rahatlayalım. sevgili kardeşim, burada bahsedilen "önünde sonunda kazanmak" olayı, aslında merve, gizem, gözde, gamze ve bahar'ın biyolojik saatlerinin artık baya bir ilerlemiş olması ve gitgide yaşlanıp, çirkinleşmelerinden ötürü meydana geliyor. eskisi kadar taze ve güzel değiller; genç hemcinsleriyle rekabet edemiyorlar ve üzerlerindeki ilgi inanılmaz azalıyor. yirmi yaşındayken onlarca, belki de yüzlerce talibi olan bu hanım kızlar, bu dönemlerini hunharca partileyip, elin itinin, uğursuzunun altında meze olarak geçirdikten sonra, artık evlenip yavrulamak gereği duyuyorlar. çünkü bunu yapmazlarsa, onlarla ilgilenecek kimse olmayacak, ayrıca en başta aileleri olmak üzere, toplum tarafından ayıplanıp, aforoz edilecekler. bunu çok iyi biliyorlar.
tam bu esnada da devreye sen giriyorsun sevgili efendi kardeşim. doğru dürüst seks yapamamışsın, kadına olan açlığın, kazandığın paraya rağmen bas bas bağırıyor. hep iyi olmaya, insanlara saygılı olmaya çalıştın, hatta hayatındaki çoğu önemli kararı alırken dahi vicdanına kulak verdin. büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgi dolu oldun. para da kazanıyorsun, hep o "özel kadını" bekleyip durdun. bir de bakmışsın ki o "özel kadın" aslında tam da dibindeymiş! bak sen şu işe. ne kadar da şairane. aynı romantik komedi filmlerindeki gibi. bahsettiğim tüm bu şeyleri, o kadınların hepsi it gibi biliyor ama bunu sana sezdirmiyorlar orası da apayrı başlık konusu.
hayatının daha önceki kısmında, lisede, üniversitede ve diğer zamanlarda kadınlarla ilişkilerin nasıldı efendi kardeşim? şimdi burası da önemli. yine açık konuşacağım. hayatında, kadınlar sana daha önce saygı duymadıysa, kötü bir haberim var kardeşim: muhtemelen bundan sonra da duymayacaklar.
bir anda "değişen" ilişkiler, kısa bir flört, "paket program halvet, ertesi sabah beni affet" modu, sahiplenme safhalarından sonra, bekaret konusunu açacaksın ama yüzüne bakmağa kıyamadığın o "özel kadına" bunları yakıştıramayacaksın. hadi yakıştırdın, "özel kadının" sana bekaretin beyinde olduğunu, hangi çağda yaşadığını sorup, öfkelenecek ve seni bırakıp gitmekle tehdit edecek. seni suçlu hissettirdi, ipleri eline aldı ve aynı anda kendini gökten düşmüş bir meleğe çevirdi. sen de sesini çıkarmadın. çıkarmak da istemedin. sonrası malum: söz, nikah, düğün (belki çocuk) ve geçimsizlikler, kavgalar, sancılı bir boşanma ve kapanış.
sevgili efendi kardeşim, seni bir anda çok tatlı bulmaya başlayıp, seni ilgi odağı yapan o hatunlar var ya? o hatunlara yirmi yaşındaki gençliklerini ve güzelliklerini tekrar geri ver, seni yine siktir eder, yine altına girdikleri o itin, uğursuzun peşine giderler, seni temin ederim. artık ayağa düştükleri için, zamanında reddettikleri adamların kıymetini biliyormuş gibi davranmak, onlar için çocuk oyuncağı. sana öyle bir yedirirler ki ruhun bile duymaz.
güldük, eğlendik ama ev kirasını, elektrik, su, telefon, elbiseler ve makyaj malzemesi giderlerini kim ödeyecek? tabii ki de sen ödeyeceksin efendi kardeşim? zaten o hatun bunun için geldi sana? seninle ilgilenmiyor, faturaları ödeyecek, maddi ve toplumsal ameleliği yükleyebileceği bir keriz arıyor. o da sensin efendi kardeşim.
sevgili efendi kardeşim, üzülerek söylüyorum ama sen kadınlar için sosyal bir yükümlülüksün sadece. toplum, evliliğe ve aileye bu kadar önem verip, yüceltmeseydi tangasında bile olmazdın. o yüzden kendine çeki düzen ver, uyanık ol. devir efendilik devri değil, ağır orospu çocuklarının devri.
ha, sen buna "kazanmak" deyip, tekrar gözlerini kapatırsın, orası senin bileceğin iş. "kazanmak" ha? hassiktir lan ordan...
submitted by KorinthosluHaberci to turkincel [link] [comments]


2017.04.02 15:30 zordilyani Announcing /r/IstanbulMusic -- Please help me centralize event information about underground music in Turkey (xpost /r/istanbul)

A month ago, I made a post about original music in Istanbul that's less well-known than bigger groups like Büyük Ev Ablukada or Flört (and certainly much less popular than Duman or Hayko Cepkin. I got a couple replies to it that were really helpful. Since then, I've discovered a handful of pretty cool groups currently operating in Istanbul and - not only would I like to discover more - I'd like the ones I have found to gain larger audiences. After a few years of living here, I'm excited to have finally stumbled across the musical community outside of tribute acts and I think other people would get a kick out of it.
Eventually, I'll get around to buying a domain name and writing some crude CSS for a website that's still in its planning stages. This summer, I'm planning on writing long-form profile pieces for acts that I particularly like but, currently, I've got some other projects going and I can't dedicate as much time to doing interviews as they would deserve. For now, I'm content to just go to shows, discover new music and curate the stuff that I like.
I need your help with that! If you know of any underground/amateur musicians or groups with upcoming performances, please let them know to advertise their events on /istanbulmusic (or post them yourselves). If they have recorded material, post that as well. I know that I, for one, would be highly appreciative of anyone who can hip me to some cool new sounds. If you just want to drop by and see what's getting posted, that's just gravy.
I'm mostly interested in music that could be made by your friends and co-workers. My personal preference happens to be for 'rock'-oriented material but /istanbulmusic should be a platform for all kinds of original music (a buddy of mine actually wrote his MA thesis about a rap group based out of Çekmeköy, which I thought was really cool)
While the title of the subreddit specifies Istanbul, I didn't put much forethought into naming the group and I've since discovered some rad groups based out of Izmir and Eskisehir and others. Therefore, any group from any city that at least comes to Istanbul to play shows (or is trying to find the connects to make a show here happen) is more than welcome to post content.
Thanks for reading! And thanks to the mods for letting me post this :)
submitted by zordilyani to ankara [link] [comments]


2017.04.01 17:31 zordilyani Announcing /r/IstanbulMusic -- Please help me centralize event information about underground music in Turkey (xpost /r/istanbul)

A month ago, I made a post about original music in Istanbul that's less well-known than bigger groups like Büyük Ev Ablukada or Flört (and certainly much less popular than Duman or Hayko Cepkin. I got a couple replies to it that were really helpful. Since then, I've discovered a handful of pretty cool groups currently operating in Istanbul and - not only would I like to discover more - I'd like the ones I have found to gain larger audiences. After a few years of living here, I'm excited to have finally stumbled across the musical community outside of tribute acts and I think other people would get a kick out of it.
Eventually, I'll get around to buying a domain name and writing some crude CSS for a website that's still in its planning stages. This summer, I'm planning on writing long-form profile pieces for acts that I particularly like but, currently, I've got some other projects going and I can't dedicate as much time to doing interviews as they would deserve. For now, I'm content to just go to shows, discover new music and curate the stuff that I like.
I need your help with that! If you know of any underground/amateur musicians or groups with upcoming performances, please let them know to advertise their events on /istanbulmusic (or post them yourselves). If they have recorded material, post that as well. I know that I, for one, would be highly appreciative of anyone who can hip me to some cool new sounds. If you just want to drop by and see what's getting posted, that's just gravy.
I'm mostly interested in music that could be made by your friends and co-workers. My personal preference happens to be for 'rock'-oriented material but /istanbulmusic should be a platform for all kinds of original music (a buddy of mine actually wrote his MA thesis about a rap group based out of Çekmeköy, which I thought was really cool)
While the title of the subreddit specifies Istanbul, I didn't put much forethought into naming the group and I've since discovered some rad groups based out of Izmir and Eskisehir and others. Therefore, any group from any city that at least comes to Istanbul to play shows (or is trying to find the connects to make a show here happen) is more than welcome to post content.
Thanks for reading! And thanks to the mods for letting me post this :)
submitted by zordilyani to TurkishMusic [link] [comments]


2017.03.30 09:29 zordilyani Announcing /r/IstanbulMusic -- Please help me centralize event information about underground music in Turkey (xpost /r/istanbul)

A month ago, I made a post about original music in Istanbul that's less well-known than bigger groups like Büyük Ev Ablukada or Flört (and certainly much less popular than Duman or Hayko Cepkin. I got a couple replies to it that were really helpful. Since then, I've discovered a handful of pretty cool groups currently operating in Istanbul and - not only would I like to discover more - I'd like the ones I have found to gain larger audiences. After a few years of living here, I'm excited to have finally stumbled across the musical community outside of tribute acts and I think other people would get a kick out of it.
Eventually, I'll get around to buying a domain name and writing some crude CSS for a website that's still in its planning stages. This summer, I'm planning on writing long-form profile pieces for acts that I particularly like but, currently, I've got some other projects going and I can't dedicate as much time to doing interviews as they would deserve. For now, I'm content to just go to shows, discover new music and curate the stuff that I like.
I need your help with that! If you know of any underground/amateur musicians or groups with upcoming performances, please let them know to advertise their events on /istanbulmusic (or post them yourselves). If they have recorded material, post that as well. I know that I, for one, would be highly appreciative of anyone who can hip me to some cool new sounds. If you just want to drop by and see what's getting posted, that's just gravy.
I'm mostly interested in music that could be made by your friends and co-workers. My personal preference happens to be for 'rock'-oriented material but /istanbulmusic should be a platform for all kinds of original music (a buddy of mine actually wrote his MA thesis about a rap group based out of Çekmeköy, which I thought was really cool)
While the title of the subreddit specifies Istanbul, I didn't put much forethought into naming the group and I've since discovered some rad groups based out of Izmir and Eskisehir and others. Therefore, any group from any city that at least comes to Istanbul to play shows (or is trying to find the connects to make a show here happen) is more than welcome to post content.
Thanks for reading! And thanks to the mods for letting me post this :)
(PS I'm working on translating the subreddit's sidebar ama benim turkçe çok fucking sucks bunun için yavaşım ama sonra çevireceğim eventually. Ders yapıyorum!)
submitted by zordilyani to Izmir [link] [comments]


2017.03.28 21:22 zordilyani Announcing /r/IstanbulMusic -- Please help me centralize event information about underground music in Turkey (xpost /r/istanbul)

A month ago, I made a post about original music in Istanbul that's less well-known than bigger groups like Büyük Ev Ablukada or Flört (and certainly much less popular than Duman or Hayko Cepkin. I got a couple replies to it that were really helpful. Since then, I've discovered a handful of pretty cool groups currently operating in Istanbul and - not only would I like to discover more - I'd like the ones I have found to gain larger audiences. After a few years of living here, I'm excited to have finally stumbled across the musical community outside of tribute acts and I think other people would get a kick out of it.
Eventually, I'll get around to buying a domain name and writing some crude CSS for a website that's still in its planning stages. This summer, I'm planning on writing long-form profile pieces for acts that I particularly like but, currently, I've got some other projects going and I can't dedicate as much time to doing interviews as they would deserve. For now, I'm content to just go to shows, discover new music and curate the stuff that I like.
I need your help with that! If you know of any underground/amateur musicians or groups with upcoming performances, please let them know to advertise their events on /istanbulmusic (or post them yourselves). If they have recorded material, post that as well. I know that I, for one, would be highly appreciative of anyone who can hip me to some cool new sounds. If you just want to drop by and see what's getting posted, that's just gravy.
I'm mostly interested in music that could be made by your friends and co-workers. My personal preference happens to be for 'rock'-oriented material but /istanbulmusic should be a platform for all kinds of original music (a buddy of mine actually wrote his MA thesis about a rap group based out of Çekmeköy, which I thought was really cool)
While the title of the subreddit specifies Istanbul, I didn't put much forethought into naming the group and I've since discovered some rad groups based out of Izmir and Eskisehir and others. Therefore, any group from any city that at least comes to Istanbul to play shows (or is trying to find the connects to make a show here happen) is more than welcome to post content.
Thanks for reading! And thanks to the mods for letting me post this :)
(PS I'm working on translating the subreddit's sidebar ama benim turkçe çok fucking sucks bunun için yavaşım ama sonra çevireceğim eventually. Ders yapıyorum!)
submitted by zordilyani to Turkey [link] [comments]


2017.03.20 13:07 zordilyani /r/IstanbulMusic -- please help me find local music

A month ago, I made a post about original music in Istanbul that's less well-known than bigger groups like Büyük Ev Ablukada or Flört (and certainly much less popular than Duman or Hayko Cepkin. I got a couple replies to it that were really helpful (shoutout to tamarix33 and kuboa for providing some very useful insight in my search). Since then, I've discovered a handful of pretty cool groups currently operating in Istanbul and - not only would I like to discover more - I'd like the ones I have found to gain larger audiences. After a few years of living here, I'm excited to have finally stumbled across the musical community outside of tribute acts and I think other people would get a kick out of it.
Eventually, I'll get around to buying a domain name and writing some crude CSS for a website that's still in its planning stages. This summer, I'm planning on writing long-form profile pieces for acts that I particularly like but, currently, I've got some other projects going and I can't dedicate as much time to doing interviews as they would deserve. For now, I'm content to just go to shows, discover new music and curate the stuff that I like.
I need your help with that! If you know of any underground/amateur musicians or groups with upcoming performances, please let them know to advertise their events on /istanbulmusic (or post them yourselves). If they have recorded material, post that as well. I know that I, for one, would be highly appreciative of anyone who can hip me to some cool new sounds. If you just want to drop by and see what's getting posted, that's just gravy.
I'm mostly interested in music that could be made by your friends and co-workers. My personal preference happens to be for 'rock'-oriented material but /istanbulmusic should be a platform for all kinds of original music (a buddy of mine actually wrote his MA thesis about a rap group based out of Çekmeköy, which I thought was really cool)
Thanks for reading!
(PS I'm working on translating the subreddit's sidebar ama benim turkçe çok fucking sucks bunun için yavaşım ama sonra çevireceğim eventually. Ders yapıyorum!)
submitted by zordilyani to istanbul [link] [comments]


2013.08.28 05:44 burakkorun Akrep burcunun genel özellikleri nelerdir?

Akrep Burcu (24 Ekim - 22 Kasım) Yönetici gezegeni: Mars Elementi: Su Niteliği: Sabit, Negatif
Akrep burcu Zodyak’ın sekizinci burcudur. Uğurlu taşı topaz, uğurlu renkleri canlı kırmızı ve siyahtır. İnsanın evrendeki macerasının sekizinci aşamasını temsil eder. Akrep’in temel motifi yaşam ve ölüm arasındaki gizemleri çözmek, insan duygularını anlamak ve kontrol etmektir.
Akrep burçları, inisiyatifi dışındaki değişimlere karşı isteksiz ve dirençlidir. Kararlı ve iradeli bir yapısı vardır. Bu da hedeflerine ulaşması için büyük avantaj sağlar. Dışarıdan kolayca idare edilebilir, kontrol altına alınabilir gibi görünse de, kuvvetli ve dominant bir karakterdir.
Onun başarısının sırrı her şeyin derinine inebilmesi ve analitik yaklaşımıdır. Deneyimlerinde duygusal tepkiler göstermesine rağmen, daha sonradan mantık çerçevesinde düşünmeye ve yaşadığı deneyimin pratik değerini ölçüp ona göre harekete geçmeye yatkın bir mizaca sahiptir.
İlişkiler
Kendisi gibi Su grubundan olan Yengeç ve Balık burçları ile iyi anlaşan Akrepler, kendisini dinleyen ve anlamaya çalışan insanlarla bir arada olmaktan hoşlanır. Karşısındaki insanın tüm dikkati onda olmalıdır. Akreplerle tartışmak zordur. Yönetilmekten, garanti bir eş olarak görülmekten hiç hoşlanmaz.
Yaşamını geçireceği kişiye karşı kıskanç ve koruyucu bir tavra sahiptir. Eş olarak ömür boyu sevgi verebilecek, zengin yürekli, güven verici birini arar.
Akrepler her insan kadar güzelliğe ve zarafete düşkündür ancak sadece gösteriş yapmak ya da moda olduğu için alışveriş yapmazlar. Aldığı bir şeye çokça para ödemesi ise aldığı şeyin kalitesine güvendiği içindir.
Akrep burçları kendilerine yapılan kötülüğü unutmadığı gibi onlara verilen bir armağanı ya da iyiliği de asla unutmaz. Başkalarının kendileri hakkında düşündükleri onlar için önemli değildir. Onlar kendi değer yargılarını oluştururlar.
Cinsellik yaşamlarının bir parçasıdır. Flört etmeyi seven Akrepler, duygusal ilişkilerinde sıcak ve samimi olmalarına rağmen istikrarsız tavırlar içine girebilirler.
Daima aşırı uçlarda yaşayan Akreplerin hayat görüşleri "ya hep, ya hiç" prensibine dayanır. Grilerden arınmış şekilde sadece beyaz ya da sadece siyahlardır.
Çok iyi bir dost olan Akrep, ne yazık ki aynı oranda kötü bir düşmandır. Kendilerine bağlı kişilerin her ihtiyacı için elinden geleni yapmaktan çekinmeyen Akreplerin nefreti ise sonsuzdur, peşinizi bırakmaz.
Tehlikeli yanları
Bazı güçlü özellikleri Akrepleri kötü yönde etkileyebilir ve çekilmez hale getirebilir. Bunlar, şiddete eğilim, öfke, geçimsizlik, cinselliğe düşkünlük, kuşkuculuk ve kuruntu, hatalarının acısını başkalarından çıkarma, tatminsizlik ve aşırı hırs olarak sıralanabilir.
Akreplerle geçinmek zordur. Bunda kendini açmak konusundaki kuşkuculuğunun büyük etkisi vardır. Karşısındakinin zayıf ve kuvvetli yönlerini kolaylıkla analiz eden Akrepler, güçlü ve sabırlı yanlarının yanı sıra, ketum tarafları ile çevresine çok az açık verir.
submitted by burakkorun to aktuel [link] [comments]


Bursa flört siteleri - Food Distributor, Importer ...